AYTUN ÇIRAY
İyi Parti İzmir Milletvekili

2003 Yılında AKP Hükümeti tarafından başlatılan ve 8 ana başlık altında hazırlanan “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nın aradan geçen 15 yılında maalesef piyasa koşullarının insafına bırakıldığı görülüyor.

Öncelikle ifade edilmelidir ki; sağlık, toplumun almak zorunda olduğu bir hizmettir ve kamu kurumları tarafından sağlanması gerekir. Kamu hizmetlerindeki ölçüt ise ulaşılabilir ve nitelikli olmasıdır.

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın hayata geçirilmesi için belirlenen 8 ana başlık incelendiğinde alınan sonuç daha net ortaya çıkıyor.

1- Planlayıcı ve denetleyici Sağlık Bakanlığı

Sağlık Bakanlığı’nın sadece sağlık alanında planlama, koordinasyon ve denetim yapan bir bakanlık haline getirilmesi amaçlanan programda, söz konusu yapı maalesef sağlanamamıştır. Sadece ilaç sektörünü ve ilaç satışını denetim altına alabilen bakanlık, ilaç sektöründe de krize sebep olan uygulamalara sebebiyet veriyor.

2- Herkesi tek çatı altında toplayan Genel Sağlık Sigortası

SGK’nın yeniden yapılanma süreci başarılı olmuştur. Ancak bu başarılı yapılanma sürecinde, Türkiye’de yaşayan herkesin aylık gelirinin yüzde 12,5’ini zorunlu Genel Sağlık Sigortası primi olarak ödemeye mecbur bırakılmıştır. Görünürde herkes artık sağlık sigortasına sahiptir. Ancak prim ödemeyenler sağlık hizmeti alamıyorlar. Yine bu dönüşüm kapsamında vatandaşların ilaç katkı payı, ortez, protez katkı paylarını ödeme zorunluluğu doğmuştur. Pek çok ilaç ve tedavi ise sigorta kapsamı dışında tutulmaya devam ediyor.

3- Yaygın, erişimi kolay ve güler yüzlü sağlık hizmet sistemi

Sağlık hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının ilk adımı olan “Aile Hekimliği” kavram olarak hayatımıza girmiş olsa da uygulanması açısından çok yönlü sorunlar ve aksaklıklar devam ediyor.

Sağlığı merkezi olarak hizmet veren birinci basamak sağlık kuruluşlarında etkili ve kademeli sevk zinciri kurulamamıştır. Sevk sitemini tekrar tekrar düzenlemek istemiş, nihayetinde başaramayınca sevk sistemi ile ilgili çalışmaların süresiz olarak ertelendiği açıklanmıştır.

4- Sistemi destekleyecek eğitim ve bilim kurumları Gereksiz nitelik

tartışmalarına ve kaynak israfına yol açan planlamadan yoksun üniversite ve bu üniversitelere bağlı tıp fakültesi açılması politikasından vazgeçilmemiştir. Bununla birlikte özerk olması gereken Üniversite ve Enstitülerde bile Sağlık Bakanlığı yöneticileri karar verici hale getirildi.

5- Nitelikli ve etkili sağlık hizmetleri için kalite ve akreditasyon

2015 Yılında kurulan Türkiye Sağlık Hizmetleri Kalite ve Akreditasyon Enstitüsü (TÜSKA) Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’na (TÜSEB) dönüştü. Bunun dışında bugüne kadar kamuoyuna yansıyan başarılı bir çalışmaya henüz tanık olmadık.

6- Akılcı ilaç ve malzeme yönetiminde kurumsal yapılanma

Bakanlığın bu başlık altında aldığı mesafeyi takdir etmek gerekir. 8 ana başlıktan oluşan “Sağlıkta Dönüşüm Programı”nda doğru ilerleyen ve kısmen de olsa başarılı sonuçların alındığını gördüğümüz iki çalışmadan biri “Akılcı ilaç ve malzeme yönetimi” alanında olmuştur.

7- Karar sürecinde etkili bilgiye erişim: “Sağlık bilgi sistemi”

Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yine hakkını teslim etmemiz gereken başarılı projelerinden biri Sağlık Bilgi Sistemi’nin kurulması. Eksikleri ve aksaklıklarına rağmen bu sistem sürdürülebilir niteliğe kavuşmuştur.

Özet olarak; 15 yılda sağlık alanında gelinen noktada; Sağlık harcamaları ve hizmetten memnuniyet artmıştır. Geçmiş dönemlerle kıyaslandığında da sağlık harcaması artışı hem gerekli hem de doğrudur, ayrıca gelişen teknoloji ve artan sağlık hizmetlerine erişimin sağlık harcamasını arttırması da doğaldır. Ancak bu artışın sürdürülebilir olması önemlidir, ne yazık ki artık kamu yöneticileri bile özellikle şehir hastanelerinin finansman yapısının sürdürülebilirliğine yönelik kaygıları olduğunu ifade eder hale gelmişlerdir. Öte yandan, sağlık hizmetlerinde artan katkı payları sayesinde vatandaşın cebinden çıkan ve “yıkıcı harcama” olarak adlandırılan sağlık harcamaları da artmıştır, bu çok yanlıştır, “Sosyal Devlet” kavramıyla çelişiyor.

Bebek ölüm hızı, anne ölüm hızı, ortalama yaşam süresi gibi sağlık hizmet göstergeleri iyileşmiştir, ama bu iyileşme, kişi başına düşen milli gelir düzeyimizle yani gelişmiş ülkeler arasındaki sıralamamızla uyumlu bir iyileşme değildir. OECD ülkeleri arasında ilk 20’de yer alan Türkiye, sıralanan bu sağlık göstergesinin hiç birinde ilk 20 ülke arasına girememiştir.

Toplumda uzlaşma kültürü azaldıkça, sağlık çalışanları mutsuzluğu ile “sağlıkta şiddet” artışı da ortaya çıkıyor. Doktorlar, kaç hasta baktın, kaç ameliyat yaptın gibi sadece sayılarla değerlendirilmeye başlanmıştır. Sağlıkta alınan yol da yine bu istatistik rakamlarına göre ölçülüyor. Hastaya ayrılan zaman azlığını hiç sorgulamaz, yapılan tedavinin yaşam kalitesini ne kadar arttırdığını hiç dikkate almaz olduk. Kısacası rakamsal büyüklüklere nitelikten daha fazla önem veren bir sağlık sistemi oluştu.

İyi Parti’nin önerileri

Oysa sağlıkta;
• Bu güne kadar yapılandan “farklısını yapmalıyız” (dünyada inovasyon denir).
Kişiyi yani “hastayı merkeze koyarak” düşünmeliyiz.
• “Katılımcı yönetimle” kaynaklarımızı birlikte kullanmayı öğrenmeliyiz.
Sağlık hizmetinin “sosyal devlet gereği” olduğunu unutmamalı, kamu veya özel demeden “sürdürülebilir” bir model geliştirmeliyiz.
Sağlıkta parayı verenle hizmeti veren ve kuralı koyanı birbirinden ayırmalı yani sağlıkta da kontrol ve denge sistemini “güçler ayrılığı” ile kurmalıyız.
• Hesap verebilir ölçme değerlendirme ile kapalı değil “açık ve şeffaf” sistemler kurmalıyız. Yerinden ve katılımcı yönetim ilkeleri çerçevesinde, stratejiyi ve standartları belirleyerek denetleyen, koordinatör rolü üstlenen çağdaş bir Devlet yapısı kurmak bu bağlamda elzemdir.
• Sağlıkta KDV’yi, AB ülkelerinde olduğu gibi, yüzde beşin altına çekilmelidir.
Hizmeti sunan ve parasını veren kurumları tamamıyla birbirinden ayrılmalıdır.
• Sağlık yönetiminde çok başlılık ortadan kaldırılmalıdır.
Kamu hastaneleri özerkleşmelidir.
• Üniversite hastanelerinin yönetim modeli yeniden tanımlanmalıdır.
Sağlıkta kalite ve akreditasyon sistemleri etkinleştirilmelidir.
• Ödeme gücü olmayanların primi ve katkı payını devlet karşılamalıdır.
Yaşlı bakım ve kronik ile tehlikeli hastalıklar sigortası kavramı hayata geçirilmelidir.
• Evde bakım ve mobil sağlık hizmetleri Genel Sağlık Sigortası kapsamına alınmalıdır.
Kamu ve özel sağlık kuruluşları arasında haksız rekabet oluşturmadan tüm sağlık kuruluşlarından vatandaşların hizmet alması sağlanmalıdır.
• Sağlık personeline uygulanan “mecburi hizmeti” kaldırılıp, özendirici sistem getirilmelidir.