Radontek kanser tedavisinde kullanılan 4 ayrı üreticinin Türkiye’de temsilciliğini yürütüyor. Türkiye’nin 300’ün üzerinde Linak ile gelişmiş ülkeler seviyesinde olduğuna dikkat çeken Radontek CEO’su Mehmet Ümit Ayral radyoterapi konusunda devlet, üniversite hastaneleri ve özel hastaneler dahil neredeyse hizmet veren sektörün tamamının SGK ödemelerine dayandığını belirtiyor ve devam ediyor: “SUT kodları kullanarak işlem yapılıyor. Bu nedenle tamamıyla SUT bağımlı bir sektörden bahsetmekteyiz. Bana göre en büyük ve en önemli sıkıntı SUT kodlarındaki eksiklik ve yanlışlıklardır.”

H.M: Türkiye’nin kanser tanı ve tedavisinde kullanılan teknolojik altyapısı yaygın ve yeterli mi?
M.Ü.A:
Türkiye son 15 yıl içerisinde, kanser tanı ve tedavisinde kullanılan teknolojik alt yapı örneğine az rastlanacak şekilde gelişti ve yaygınlaştı. Türkiye 2004 yılında geçmişe kıyasla geride, az merkezde belirli bölgelerde ve yaygın olmayan teknolojik altyapıya sahip iken, bugün itibari ile teknolojik altyapısı gelişmiş ülkeler seviyesine ulaştı. Özellikle halk arasında ışın tedavisi olarak bilinen radyoterapide çok hızlı gelişmeler yaşandı. 2004’e kadar radyoterapide kullanılan ana tedavi cihazları kobalt kaynaklı eski teknoloji cihazlar iken, süratle gelişmiş ülkelerde kullanılan “Doğrusal Hızlandırıcı” yani “Lineer Akseleratör” (kısaca Linak) cihazlarına geçilmeye başlandı. Şu anda 300’ün üzerinde Linak cihazı ve yaygın dağılımı ile gelişmiş ülkeler seviyesinde olduğumuzu söyleyebiliriz.

H.M: Firmanızın sattığı kanser tedavi cihazlarının benzerlerinden ayrılan üstün özellikleri var mıdır? Bu cihaz kullanıcıları yeterli donanıma sahip midir?
M.Ü.A:
Firmamız kanser tedavisinde kullanılan 4 ayrı üreticinin Türkiye’de temsilciliğini yürütüyor. Bu 4 firma da kendi alanlarında tüm dünyada tartışmasız olarak en üstün teknolojiye ve tedavi sonuçlarına sahip firmalar olarak biliniyor.

Radyoterapide sağlam dokulara zarar vermeden radyasyonu yalnızca hastalıklı dokulara verebilmek ana amaçtır. İşte bunu en iyi yapabilen, vücudun herhangi bir yerinde hastalıklı dokulara çok yüksek öldürücü dozlarda radyasyonu verebilirken, sağlıklı dokuları en yüksek seviyede koruyabilen ve bunu tedavi sonuç hassasiyeti 1 mm’nin altında yapabilen cihaz CyberKnife’tır. Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi FDA tarafından, vücudun herhangi bir yerinde hareket halinde olan hastalıklı dokulara 1 mm’nin altında hassasiyetle ışın verdiği kabul edilmiştir.

Satışını yaptığımız ürünler:
1. Amerikan Accuray firmasının üretimi, Robotik Radyocerrahi Sistemi olan CyberKnife sistemi
2. Amerikan Mevion firmasını üretimi olan Kompak Proton Terapi sistem
3. Alman Carl Zeiss firmasını üretimi olan Intra operatif radyoterapi sistemi, Intrabeam sistemi
4. Belçika Orfit firmasının üretimi olan Immobilizasyon sistemleri

H.M: Türkiye’deki radyoterapi sektörünün Sağlık Bakanlığı, üniversite hastaneleri ve SGK ile ilişkileri nasıl? Satın aslımlar, geri ödemeler konusunda sıkıntı yaşanıyor mu?

SUT kodları eksik ve yanlış

M.Ü.A: Radyoterapi konusunda Devlet, üniversite hastaneleri ve özel hastaneler dahil neredeyse hizmet veren sektörün tamamı SGK ödemelerine dayanıyor ve SUT kodları kullanarak işlem yapılıyor. Bu nedenle tamamıyla SUT bağımlı bir sektörden bahsetmekteyiz. Bana göre en büyük ve en önemli sıkıntı SUT kodlarındaki eksiklik ve yanlışlıklardır. Makro düzeyde bakıldığında SGK’nın her yıl açık vermesi önemli bir durum. Bu sebeple Devlet’in bu açığın büyümesini engellemeye çalışması hatta kapatmak istemesi gayet doğal. Ne yazık ki bu açığın oluşmasındaki sebepler doğru analiz edilse dahi sağlık harcamalarının çok yüksek olması ve gittikçe büyüme trendinde olması tüm şimşekleri üstüne çekiyor ve tüm baskılar bu harcama kalemine oluyor. Bütün bunları anlamak ve kabul etmek çok normal; ancak bugüne kadar bu harcamaların oluşmasında kullanılan SUT kodlarında hep topyekün bir anlayış ile yaklaşıldı. Asıl gereken SUT’un içeriğinin ele alınması, adaletli, hizmet kalitesini düşürmeyecek bir yapıya kavuşturulmasıdır. Biliyorum ki bu kolay bir konu değil, ancak; Türkiye Cumhuriyeti gibi özellikle sağlık konusunda gelişmiş ülkeler ile boy ölçüşebilecek hatta birçoğunu geride bırakabilecek bir ülkede 13 yıl önce hazırlanıp uygulamaya konan ve o günden bugüne bir kez fiyat revizyonu dışında neredeyse hiçbir değişiklik yapılmamış olması bugünkü SUT kodlarının zamanı, bilgiyi, teknolojiyi ve tıp uygulamalarını takip ettiğini söylemek mümkün değildir. Bazı tedavilerde 2006 yılındaki tıbbi kriterler göz önünde bulundurularak konulan kurallar, tıpta neredeyse devrim niteliğinde değişiklikler olurken hala hiç değişmeden duruyor. Halbuki bahsettiğim değişiklikleri, revizyonu yapabilecek hem teknik hem de siyasi kadrolara fazlası ile sahibiz. Çok kısa ve çarpıcı bir örnek olarak:

SGK’ya büyük açık

2019 yılı itibari ile radyasyon onkolojisi hizmetlerinde toplam 1,5 – 2 milyon Amerikan Doları yatırım ile kurulacak bir radyoterapi sistemi ile daha az personel bilgi ve tecrübesi gerektiren ve hastalar için daha zor ve uzun bir tedaviye 12 bin-15 bin TL ödeme yapılıyorken, 4-6 milyon dolar yatırım gerektiren çok daha özel bilgi ve tecrübe gerektiren, sonuçları itibari ile daha iyi sonuç veren ve hastalar açısından daha kolay ve kısa süren bir tedaviye 7 bin 500 TL civarında ödeme yapan bir SUT kodumuz var. Üstelik tedavi sayısı olarak birinci örnekteki vakalar, ikinci örnekteki vakalardan kat ve kat fazla yani SGK’ya daha büyük bir açık oluşturuyor.

H.M: Radyoterapi cihazları konusunda hastanelerin eksiklikleri neler? Kamu ve özel sağlık sektörü hastanelerinin cihaz donanımı yeterli düzeyde mi?
M.Ü.A:
Bence Türkiye’de radyoterapi cihazları konusunda hastanelerin çok büyük bir eksiklikleri mevcut değil; ancak SUT konusundaki aksaklıklar, bütçe sıkıntıları gibi konular sebebiyle mevcut altyapıların yenilenmesi, eksikliklerin giderilmesi konularına eğilmek gerekiyor.

H.M: Türkiye’de kanser tedavisi için kullanılan teknoloji ile ilgili firmanızın hastanelere, hekimlere, yardımcı personele yönelik çalışmaları var mı?
M.Ü.A:
Firmamızın Türkiye’de kanser konusunda satışını yaptığı sistemler en üst teknolojik sistemler olup; özel bilgi birikimi ve eğitim gerektiriyorlar. Bu sebeple hem temsilcisi olduğumuz üretici firmaların, hem de kendi firmamızın oluşturduğu ve özellikle Türkiye’de eşine az rastlanır bir şekilde düzenleyip uyguladığımız eğitim programlarımız var. Bu eğitim programları dışında kurs, seminer, uygulama eğitimleri şeklinde her yıl düzenlediğimiz eğitimler de mevcut.