HASAN ARSLANYÜREĞİ – CENTRIUM HOSPITAL GENEL MÜDÜRÜ – HOUSTON METHODIST TEXAS USA, BÖLGESEL DANIŞMANI

Klişedir belki ama İsviçre saati, Japon teknolojisi ya da Alman arabası denilince ilk akla gelen imajin “Türk Sağlığı” için de oturtulması en büyük global hayallerimizden biriydi. Bu amaçla geçen 10 senede ciddi emekler ve yatırımlar yapıldı.

Bakınca anlıyoruz ki bu uğurda geçen 10 sene, normal bir 10 sene değildi. Bu yoğun süreçte Afrika dahil çok sayıda kıtadan onlarca ülkeye sayısız kez gidildi, yüzlerce ofis onlarca şehirde hastanelerimiz temsil edildi. Libya’dan ve Irak’tan yüz binlerce hasta blok sayılarda akın akın getirildi. Özel uçaklarla en acil vakalardan, Almanya ve Amerika’da cesaret gerektirecek zor vakalar bile başarıyla karşılandı ve başarıyla uğurlandı. En nitelikli eğitim programlarına kabul edilen çok sayıda hekim; Türk doktorlardan ögrendikleriyle kendi ülkesindeki hastalara yardım etti. Birçok ülkenin bakanlıkları ile bir çok anlaşma yapıldı. Ülkede üretilen bu katma değer beraberinde bir istihdam da yarattı ve okulu olmayan nitelikli bir meslek grubu mensuplarını pratik yaparak yetiştirdi ve birçoğunu da mezun etti. Büyüyen hacimlerin pazarlamaya yansıyan bütçeleriyle de X ve Y’si ile her alanda büyüyen bir endüstri oluşturuldu. Çok fazla ülkeye o ülkenin kültürünü bilen, ana dili gibi konuşan vatandaşları Türkiye’den yerleşik lokal pazarlama yaptı ve kuruma, markaya, hekime ve ülkeye yarayan nitelikli sağlık hizmetlerini çok farklı fikir ve projeyle ülkemizin bayrağını büyük coğrafyalarda sallayarak sundu.

Bundan sonrası aynı olmayacak

Şu an elimizde muazzam bir know-how var ve neredeyse tüm kurumlara yayılmış tecrübeli personeller Türkiye’nin bölgedeki misyonunu perçinleyecek hizmetleri 7/24 sunacak operasyonları koordine ediyor. Ama artık birbirini duplike eden pazarlama stratejileri sadece yeni markalara yeni hastaların gelmesini ve o markanın pazarda biraz daha yer edinmesi ve tutunmasını sağlıyor. Her ne kadar pazarlama “toll”ları olarak kısıtlı sayıda alternatif olsa da sürdürülebilir pazarlama yöntemlerinin yanına biraz da ülke algısını yerleştirecek bir bakış açısı ile birbirinden gördükleri yerine ve birbirinin hedefine odaklı olmayan deneysel adımların atılmasının zamanı geldi de geçiyor. Rekabetin ülke içindeki kurumlar arasında ve ülkemizle rekabet halindeki destinasyonlarla gelinen nokta bize mevcuttan başka bir modeli işaret ediyor artık.

“Türkiye olarak sağlık turizmimiz 2030’da neye benzeyecek?” ya da “2050’de biz globalde bu endüstrinin neresinde olacağız?” gibi soruların yanıtlarına uygun uzun vadeli stratejileri planlamanın zamanı geldi de geçiyor. Ya da “Saç ekim, plastik cerrahi, göz ameliyatları gibi ‘kolay tip’ denecek sürece odaklanıp yüksek sayı ve düşük ciro odaklı mı?” ya da “En zor vakaların tedavi edildiği ‘Ekstrem vaka odaklı’ bir yaklaşım mı?” sergilemeliyiz gibi cevaplanması ve yol haritasına dönüşmesi gereken çok sayıda sorunsal ile yüzleşme fazının içindeyiz. Aksi takdirde devam eden ivmenin yavaşladığı bir negatif trendin içinde kendimizi bulmamız olası.

İleride hastanın ayağına doktor gidecek

Ama artık sağlık turizmi de diğer alanlarda olduğu gibi değişimden nasibini alıyor. Bilinen rotalar gibi hangi ülkelerden, hangi branşları, hangi pazarlama parametreleri ile nasıl davet edeceğimizi deneyerek gördük ve elimizde buna ait reçeteler halihazırda var. Dünya globalleşirken bazı tedaviler ve teknolojiler hedef pazarlarımıza veya sağlık eksiğini gidermekte olduğumuz coğrafyalara girmeye başlarken yeni konjonktürleri de yaratmaya başladı. Böylece değişen pazarlarda sadece hastanın doktora gittiği değil, doktorun da hastaya gittiği ve hatta markaların koopere ve ortaklaşa iş yaptığı şartları oluşturuyor. Artık tecrübeli hekimin olmadığı veya az olduğu, ekstrem vakaların yapabileceği teknolojik altyapıyı barındıran tesisleri olan “gri alanlar” oluştu. Bu değişimleri doğru okuyan Korelilerin en büyük pazarlama yöntemi henüz farkedilen bu trend aslında. Hindistan ve Afrika’nın her şehrine üniversitelerde verilen eğitimleri sunmak üzere gidilmedik şehir bırakmadı. İsrail ekstrem vakalardaki iddiasini tüm dünyaya duyurmakla meşgulken, Ürdün ise kolay sağlık vizesi ve sağlık hizmetinde vergi muafiyetleriyle, Kore de deneysel tedavilerle “rare-desease” denilen nadir hastalıklar konusunda öne geçmek üstüne atılımlara devam ediyorlar. İncelenecek modellerin her birinden ögreneceklerimiz var. Sadece Küba bile kendine seçtigi “tıbbi etik” konsepti ile muazzam ilerlemeler kaydetti. Amacına ulaşamayan “Dubai” modelinde kurulan global marka afiliasyonlari bile ülkemizin gelecek yol haritasında dikkate alınması gereken bakış açılarını içeriyor. Anlaşılan o ki senelerce sahiplenilen anlık hasta gelişine endeksli aracı-uydu modelleri yerine geçecek konvansiyonel olmayan başka modelleri önemsemek gelinen noktada son derece kritik. Türkiye olarak oluşturduğumuz “hibrit” modelin başarısına katkıda bulunacak başka fikirleri mercek altına almamız bu rekabet şartlarında daha da anlamlı.

Ülke algısına yapılan yatırım tüm kurumları kazançlı çıkaracak

“İleri Yaş Turizmi”, “Turist Sağlığı”, “Termal Turizm” gibi bambaşka sektörlerin tek potada eritilmek istenmesiyle oluşan yüzeysel bakış açısına rağmen tıp turizmi için hala kapasitemizin gerisindeyiz. Evet çok güzel şeyler başardık. “Çinliler tek seferde sıçrarsa dünya sallanır” deyişini duymayanımız neredeyse yoktur. Aynı mantıkla ülke algısına yapılan yatırımdan Türkiye’deki tüm kurumlar kazançlı çıkacak.

BİYOGRAFİ
HASAN ARSLANYÜREĞİ

Dubai ve Amerika’daki iş tecrübesinden sonra genetik yüksek lisansını tamamlayarak Florence Nightingale, Yeditepe Üniversitesi Hastanesi ve Liv Hospital gibi 3 kurumun sağlık turizmi departmanlarını ilk kez kurup yönetti. Anadolu Sağlık Merkezi-Johns Hopkins yurtdışı departmanında görev alan Arslanyüreği şu an USA-Texas’da yer alan Houston Methodist Hospital bünyesinde çalışıyor. Aynı zamanda Centrium Hospital Genel Müdürü olarak kariyerine devam ediyor.