-Ayşenur Asuman Uğur

Bundan 30-40 yıl önce beslenme ile ilgili kabul gören bilgilerin çoğunluğu şimdilerde ya çöpe atıldı ya da rafa kaldırılırdı.

Aslında bağımsız olduğu bildirilen veya bağımlı olduğu söylenmeyen her araştırma sonucu medyada paylaşıldığında; medyanın ve halkın sevdiği, bilirkişi olarak kabul ettiği ve “acaba şimdi ne söyleyecek?” diye merak ettiği uzmanların yaptıkları açıklamalar doğrultusunda beslenme ile ilgili eskiden kabul gören bilgilerin artık neden çöpte? neden rafta? olduğu konusuna bir anlamda açıklık da getiriyor.

Fakat görülen o ki; vatandaşın kafası beslenme konusunda artık eskisine oranla ya çok daha karışık ya da çok daha net…

Ama karışık da olsa net de olsa artık şüphesiz şüphe duyan tüketicilerin arttığı da bir gerçek.

O halde tüketici ne istiyor?

Uzun yaşamak istiyor, sağlığını korumak istiyor, sağlık merkezlerini, doktorları daha az ziyaret etmek istiyor, gerçek, besin değeri yüksek gıdayı mümkünse ucuza tüketmek istiyor. Gerçek bilgiyi arıyor. Yediğinden şüphe duymak istemiyor.

Tüketici artık biliyor ki can boğazdan gelirken, boğazdan da çıkıyor.

Tüketici doğru beslenme davranışlarını edinebilmek için uzman yönlendirmesine ihtiyaç duyarken, bundan tatmin olamadığı noktada okuyup araştırıyor. Belki de kendini bu işin uzmanı görüyor.

Peki tüketicinin yönlendirmesine ihtiyaç duyduğu uzmanlar kimler?

Uzman denilince ilk akıllara gelen unvan “uzman doktor” oluyor.

Konu beslenme olunca da diyetisyenler/ beslenme uzmanları.

Bu klasik uzman yelpazesini daha çok açmak mümkün.

Fakat çöpe atılan, rafa kaldırılan bilgilerin artmasıyla gün geçtikçe maalesef bir miktar güven kaybına da uğrayan bu uzmanların/uzmanlıkların kayıp bölümünü adeta yetişmiş “uzman hasta” ya da “sağlık konusunda uzman vatandaş”lar dolduruyor gibi görülüyor.

Son yıllarda Türkiye’de hem vatandaşa hem de sağlık çalışanlarına sağlık okuryazarlığı konusunda farkındalık kazandırılmaya çalışılırken işin rengi (sanki boya maddesi konarak tüketilen fayda yerine zarar getiren gıdalar gibi ilerleyen zamanlarda bünyeye zarar verici şekilde) değişebiliyor. Günümüzde en çok beslenme konusunda kendini gösteren bu ortamda “uzman hastalar” ya da “sağlık konusunda uzman vatandaş”lar “iş başa düştü” der gibi adeta kendi kendinin doktoru gibi hareket ederken bilinçli ya da bilinçsiz başkasının kurtarıcısı olma yolunda ilerleyebiliyor. Bu alaylı uzmanlardan bir tüketici ordusu oluştuğu da görülüyor.

****

Şimdi bize gelelim.

Biz kimiz?

Biz uzman sağlık muhabirleri, sağlık editörleri, sağlık iletişimcileri, sağlık programcıları, sağlık ve blog yazarlarıyız.

Peki sağlık profesyonelleri ve vatandaş arasında köprü görevi gören, bilgi alışverişini sağlayan artık geçerliliğini yitirmiş, rafa kaldırılan ve çöpe atılan beslenme hakkındaki haberlerimizle, makalelerimizle bu ortamda referans gösterilen varlığımızı ne şekilde sürdürebileceğiz? Yaptığımız işten bu şekilde de tatmin olabilecek miyiz? Gerçek, güncel, güvenilir, bilimsel bilgiye gerçekten ulaşıp ulaşmadığımız noktasında kaygılanıp duracak mıyız? Peki yaptığımız haberin, sağlık programının, yazdığımız makalenin yıllarca, nesillerce bir bölümü için bile olsa arkasında nasıl duracağız? İmzamızı işimize gururla atabilecek miyiz?

Kim haklı? Kim haksız? Kim gerçekleri söylüyor? Kim yanıltıyor? gibi soruların doğru cevaplarına ulaşabilecek miyiz?

Evet sanırım biz de bu soruların cevaplarını günümüzde daha çok arıyoruz.

Bizim de zihnimiz biraz bulanık ve kafamız da karışık galiba…

****

Türkiye’nin beslenme ve sağlıklı yaşam alanında faaliyet gösteren kuruluşlarından Sabri Ülker Vakfı bu zihinleri bulandıran ortamı berraklaştırmak amacıyla düzenlediği organizasyonlarla adından söz ettiriyor. Dünya genelinde uluslararası referans kabul edilen, güvenilir kurumlar ve platformlarla işbirliği içinde olan Sabri Ülker Vakfı, aynı zamanda Avrupa Beslenme Vakıfları İletişim Platformu’nun Türkiye’den tek üyesi olarak 2009 yılından bu yana topluma sağlıklı yaşam ve beslenme konularında doğru ve güvenilir bilimsel bilgiyi ulaştırmak amacıyla referans kurum olma hedefiyle yol alıyor.

Ağırlıklı olarak dünyadan beslenme konusunda bağımsız çalışmalar yaptıkları bildirilen hatrı sayılır kurum ve uzmanlarla sağlık iletişimcilerini eş zamanlı buluşturan Vakıf, aslında sağlık profesyonelleri ve vatandaş arasında bizim kurduğumuz köprüye bu yönüyle de adeta köprü kuruyor.

İşte Vakfın bu amaçla düzenlediği organizasyonlardan en sonuncusu 8 – 9 Temmuz 2017’de İstanbul’da düzenlendi. Uluslararası bilim insanları ile sağlıklı yaşam üzerine çalışan iletişimcileri “Beslenme ve Sağlık İletişimi Programı”nda bir araya getirdi. Bu organizasyonda beslenme ve sağlık alanlarında yaşanan bilgi kirliliğinin çözümü için taraflar bir araya geldi.

AB ülkelerinde haberlerin yüzde 27’si güvenilir çıktı

Beslenme ve Sağlık İletişimi Programı’nda Avrupa Gıda Bilgi Konseyi’nin (EUFIC), 2011 ve 2012 yıllarında Doğu Anglia Üniversitesi (UEA) ile birlikte çalıştığı ve dört hafta süreyle AB’ye üye ülkelerden sekizinde yayımlanan gazetelerdeki sağlıkla ilgili haberleri incelediği araştırma sonucu paylaşıldı.

Araştırma sonucuna göre; beslenme ile ilgili haberlerdeki iddiaların yalnızca yüzde 27’sinin bilimsel kanıtlara yani Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) tarafından onaylanmış bilgilere eşdeğer olduğu ortaya çıktı. Yani AB ülkelerinde ilgili haberlerin yüzde 73’ü bilimsel kanıtlarla desteklenmeden yayımlanıyor. Bu tablo bize gösteriyor ki; Avrupa Birliği’ne bağlı ülkelerde sağlık medyası aslında sanıldığının aksine çok da bilimsel haber yayınlama kaygısı taşımıyor. Onlarda da bilgi kirliliği, onlarda da beslenme tartışmaları yaşanıyor. Türkiye ve Avrupa Birliği’ne üye ülkeler örneğinden yola çıktığımızda dünyanın büyük çoğunluğunda bilimsel kaygı duymadan yapılan haberlerin oranının yüksek olduğunu söylemek mümkün görünüyor.

Bilimsel okuryazarlık merkeze konmalı

Bilindiği üzere Sağlık Bakanlığı son yıllarda hem vatandaş hem de sağlık çalışanları için sağlık okuryazarlığını artırma yönünde farkındalık çalışmaları sürdürüyor. Sağlıkla ilgili bilgileri geniş kitlelere ulaştıran sağlık iletişimcileri/ sağlık medyasının bu yönde vereceği destek günümüzde daha da anlamlı görünüyor. Fakat yukarıda verdiğimiz “beslenme ile ilgili haberlerdeki iddiaların yalnızca yüzde 27’sinin bilimsel kanıtlar içerdiği” örneği işin sadece medyada daha çok sağlık ve sağlıklı beslenme haberi yayımlamak ve bunu geniş kitlelere ulaştırmakla bitmediğini ve bir yönüyle de eksik kaldığına işaret ediyor. Bu haberlerin medyada kendine daha çok yer bulması ve dolayısıyla daha geniş kitlelere ulaşması önem taşırken, öte yandan sağlık ve beslenme ile ilgili bilgi veren uzmanların ve bu konuda köprü görevi gören sağlık iletişimcileri/sağlık medyasının “Bilimsel Okuryazarlık” düzeylerini artırarak bilgiyi kamuoyuyla paylaşmalarının bu eksiği gidermedeki rolü de kendini farkettiriyor. Sabri Ülker Vakfı Beslenme ve Sağlık İletişimi Programı’nda kafa karışıklığını gidermek ve bilgi kirliliğini en aza indirgemede önemli yeri olan “Bilimsel Okuryazarlık” konusuna da dikkat çekilirken iyi bilimin bileşenlerinin neler olduğu biz katılımcılara hatırlatılıyor. Mevcut en güçlü kanıtların, sistematik incelemeler ve meta analizlerini takiben insanlar arasında yapılan randomize kontrollü çalışmalar neticesinde ortaya çıktığı çalışmalar temelde iyi bilimi temsil ederken, iyi bilgiyi, sağlıklı bilgiyi ve bilimsel bilginin nasıl anlaşılabileceği, kullanılabileceği ve yorumlanabileceği noktasında bizi aydınlatıyor.

Programa katılan isimler

Programın müfredatı, Almanya’dan Hohenheim Üniversitesi Beslenme Bölümü Başkanı ve Sabri Ülker Vakfı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Hans Konrad Biesalski tarafından oluşturuldu. Programa, “Avrupa Uluslararası Yaşam Bilimleri Enstitüsü Direktörü (ILSI Europe) Prof. Diana Banati, Oxford Brookes Üniversitesi Misafir Öğretim Üyesi Prof. Julian D. Stowell, Newcastle Üniversitesi Tarım, Gıda ve Kırsal Kalkınma Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Lynn J. Frewer, Doğu Akdeniz Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Halit Tanju Besler, İstanbul Teknik Üniversitesi, Kimya Metalurji Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Beraat Özçelik, Avrupa Gıda Bilgi Konseyi (EUFIC) Genel Direktörü Dr. Laura Fernández Celemín, Bilkent Üniversitesi İletişim ve Tasarım Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Bülent Çaplı” katıldı.

Sağlık iletişimcileri ve medya mensuplarına sertifika verildi

Türkiye’nin ilk uluslararası sertifikalı beslenme ve sağlık iletişim programına katılanlara ise Almanya’nın önde gelen beslenme topluluğu Society Of Nutrition and Food Science (Avrupa Beslenme ve Gıda Bilimi Topluluğu) tarafından sertifika verildi.