Kansersiz Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dida Kaymaz bir STK yöneticisi. Kadın olarak yöneticiliği ve insan olmanın gerekliliklerini anlatan Kaymaz, “Cinsiyetsiz değil, insan olmak gerekiyor” diyor ve ekliyor: “Her alandaki yöneticilik böyle olmalı diye düşünüyorum. Duygusal algımın yoğunluğunu karşımdakine anlayış olarak dönüştürmeye çalışıyorum. Derneğin ve benim sağlık alanındaki varlık sebebimiz hem duygusal, hem maddi ihtiyaçları anlayarak çözüm üretmek.”

Kanser dünyada da ülkemizde de kalp ve damar hastalıklarından sonra ikinci sırada görülen ölüm sebebi. Gelişmiş ülkelerde kanser görülme oranı yüzbinde 400 civarında iken Türkiye’de de bu oranın yüzbinde 200 civarında olduğu tahmin ediliyor. Bu da her yıl yaklaşık 150 bin yeni kanser hastası demek. Hal böyleyken hem kanseri önlemek, hem tedavi yöntemlerini ve herkesin tedaviye eşit koşullarda ulaşmasını sağlamak da önemli. Kansersiz Yaşam Derneği’ni bu amaçlarla kuran Kansersiz Yaşam Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dida Kaymaz bir sivil toplum kuruluşu yöneticisi olarak bir kadın olmanın hem yararlarını, hem de dezavantajlarını sonuna kadar yaşadığını söyleyerek sözlerine başlıyor. Kaymaz, “Önemli olan dezavantajları da avantaja dönüştürebilmek” diyor ve devam ediyor: “Cinsiyetsiz değil, insan olmak gerekiyor. Her alandaki yöneticilik böyle olmalı diye düşünüyorum. Duygusal algımın yoğunluğunu karşımdakine anlayış olarak dönüştürmeye çalışıyorum. Çoğunlukla bu ihtiyaçları anlamak açısından fayda sağlıyor. Derneğin ve benim sağlık alanındaki varlık sebebimiz hem duygusal, hem maddi ihtiyaçları anlayarak çözüm üretmek. ‘İnsanlara dokunmak’, Kansersiz Yaşam Derneği için bir motto. Ölüm ve yaşam arasındaki o ince çizgide hizmet veriyoruz. Dokunduğumuz insanların hayat yolculuğunun bir parçası haline geliyoruz. Kayıplar olsa da, devamlı üretmemiz lazım. Duyguların mantığa, mantığın duygulara üstün geldiği değil; ortak hareket ettikleri bir alanda çalışıyoruz. Yaşamak ve yaşatmak için.”

İhtiyaç sahiplerine ulaşmasından daha güzeli yok

Dida Kaymaz mesleğinin en çok hoşuna giden yönleri hakkında ise “Her şeyden önce yaptığımız projelerin ihtiyaç sahiplerine ulaşıyor olması ve değişim yarattığımızı görmekten daha güzel bir duygu yok” açıklamasında bulunuyor ve anlatmaya şöyle devam ediyor: “Ancak şu da bir gerçek ki çok büyük bir sorumluluk taşıyoruz. Taşıdığımız sorumluluk ağır olsa da, yaptıklarımız toplumsal bir değişim yarattıkça hafifliyoruz. Dernek olarak her koyduğumuz hedef proje aslında sadece bir hayal. Bir hayali ya da birinin rüyasını gerçekleştirmekten daha güzel ne olabilir? Yaşama hizmet edip, bütünün parçası olduğumu hissediyorum. İşte bu!”

Hem bireysel hem de dernek olarak gerçekleştirmek istediği pek çok proje olduğunu söyleyen Dida Kaymaz şu satırları da paylaşıyor: “Birbirinden bağımsız olmak ile beraber, hedeflerim sosyal olduğu için birleşiyorlar. İnsanlara dokunmak ve hayatlarında değişim yaratmak için ihtiyaçlara yönelik eğitim, bilgi alışverişinin önemine inanıyorum. Bilgi sadece hastalıklara yönelik bir ilaç değil, insanları ve insanlığı iyileştiriyor. İyileşmek ruhta başlayan bir süreç ve eğitim ile mümkün.”

Öncelikleri belirlerken aileyi başa koyun

Ailesine ve kendine yeterince zaman ayırıp ayıramadığını ise şu cümlelerle anlatıyor Kaymaz: “Onlar her zaman önceliğim. Sevmek de, ilgi göstermek de önce kendinden ve içinde olduğun en küçük çember ailenden başlıyor. Tohum olarak büyüdüğü yerden yayılabiliyor sevgi de. En zor zamanlarımda yanımda olan, yaşadığımı ben gibi yaşayan, beni yaşama bağlayan parçam ailem. Ve bu konuda önceliklerimi doğru belirleyebildiğim sürece derneğe, dernek çalışmalarına katkım daha sağlıklı ve üretken olabiliyor. Özellikle yöneticilere ve yönetici olmak isteyenlere önerim; öncelikleri belirlerken ‘Aile’yi en başa koymaları. Merkezdeki iletişim ne kadar sağlıklı ve tatmin edici ise, meslek hayatlarındaki iletişim ağındaki üretim ve sonuçlar da o kadar sağlıklı olacaktır.”

Hayata kattığımız kadar hayatta kalıyoruz

“Kanser hastası olduğum dönem, tam da kariyer oluşturacağım dönemdi” diyor Dida Kaymaz ve kadın liderlere önerilerini şu satırlarda özetleyerek sözlerini sonlandırıyor: “Benim için hayatın beni yönlendirdiği nokta kanseri deneyimlemek, kabul etmek ve sonrasında aynı yolu tecrübe edenlere yol göstermek ve hizmet etmek olarak şekillendi. Öncelikle tüm yeni kadın yöneticilere ve adaylara başlarına gelen her şeyin bir anlamı olduğunu fark etmelerini öneririm. Şunu da eklemeliyim ki; başta kadınlar olmak üzere, tüm insanların profesyonel hayatının yanı sıra sosyal iletişimini ve bütünlüğünü devam ettirdiği bir alan da olmalı hayatında. Maddiyat tabii ki hayatın devamı için bir araç. Ama duygusal ve fiziksel sağlığın, en önemlisi de çevre ile iletişim halinde devam ettirdiğimiz sosyal varlığımızın sağlığının denge içinde olması lazım. Hayata kattığımız kadar hayatta kalıyoruz aslında. Ve paylaşarak çoğalıyoruz. Eksiklerden şikayet etmek yerine, kendi gelişim süreçlerinde, dünyaya da katacak çok zenginliği var herkesin. Kısacası profesyonelleşmek için amatör ruhlarını da beslemelerini öneriyorum. Başkalarına gösterecekleri koşulsuz sevgi, şefkat ve paylaşımla.”