Op. Dr. Nilüfer KÖYLÜOĞLU ÜNAL
Göz Hastalıkları Uzmanı
Liv Hospital Ulus

Diyabet ve komplikasyonları, bireyler yönüyle halk sağlığını, devletler yönüyle sağlık politikaları ve ekonomilerini giderek artan rakamlarla tehdit ediyor. Dünya Sağlık Örgütü 2016 yılı global raporu, dünyada diyabeti olduğu tahmin edilen 422 milyon kişi olduğunu bildiriyor. Bu hastaların yarısı henüz tanı almamışken, tanı alan hastaların yarısında ise, maalesef tanı esnasında komplikasyon gelişiyor.

Diyabeti olan her hastanın ise diyabetik retinopati yönünden takip edilmesi gerekiyor. Diyabetik retinopatiden makula (sarı nokta) etkilenene kadar hastalık çok ilerlediği halde fark edilmeyebiliyor. Zaman kaybı sıklıkla vitreoretinal cerrahiyi gerekli kılıyor. Aynı hastanın sağ ve sol gözünün retinopati şiddeti, seyri ve tedavi cevabı bile farklı olabiliyor. Diyabet hastalarının eşlik eden diğer hastalıkları (dişeti iltihabı, idrar yolu enfeksiyonu, ritm bozuklukları, hipertansiyon) ve tedavileri (kan sulandırıcılar, by-pass, hemodiyaliz) retinopati şiddetini ve tedavi cevabını olumsuz yönde etkileyebiliyor.

2030’da 3 milyon göz dibi muayenesi yapılacak

Hastaların genetik yatkınlıkları, yaşam tarzı, mesleği, stres düzeyi, beslenme alışkanlıkları, hareketliliği, yaşadıkları çevre ve iklim şartları hastalığın başlangıcı ve seyri ile ilişkili. Öte yandan günümüzde kronik- multifaktoriyel hastalıkların yönetimi içinden çıkılamaz hale geldi. Fred Hollows Foundation 2030 yılında her gün, minimum 3 milyon gözün diyabetik retinopati yönünden göz dibi muayenesi ile değerlendirilmesinin gerekeceğini bildiriyor. Hesaplandığında görülecektir ki; göz hekimleri günde 24 saat çalışıp saniyede 35 muayene yapılabilirler ise bu büyüklükte bir hasta populasyonunun sadece göz dibini muayene etmeye yetişebilecekler. Bunun anlamı yakında bu hastalığı tedavi etmeye değil, tanımaya dahi yetişmenin mümkün olamayacağı. Bu nedenle diyabet popülasyonunun yüzde 54, göz hekimi sayısının yüzde 2 hızla artacağı göz önüne alındığında, sağlık sistemleri için diyabetik retinopatinin önlenmesinin, retinopatinin oluştuktan sonra tespit ve takip edilmesinden daha öncelikli hedef olması gerektiği açıktır.

Çok şükür ki Health 4.0 olarak adlandırılan yeni çağda kişiselleştirilmiş tedavi uygulamaları ve tıpta yapay zeka kullanımı sayesinde farklı bilimlerin entegrasyonu mümkün olabiliyor. Big datayı işleyip, neden sonuç ilişkilerini takip ederek birleştirip, tıptaki bölünmüşlüğü onarıp, insanı ve yaşadığı ekosistemi bütün olarak gören yaklaşımlar oluşuyor. Bu da mevcut durumun üstesinden gelme yönünde umut veriyor.

Yangını alevlendiren faktörleri kontrol etmeliyiz

Diyabetik retinopati 1960’lı yıllarda laser fotokoagülasyon tedavisinin bulunması ile önlenebilir körlükler içinde sınıflanmaya başladığı halde, bugün hala 20-74 yaş aktif çalışan grubunda körlük sebebi olarak en başta geliyor. Bu nedenle, temel tıp ve uzmanlık eğitiminin yeniden yapılandırılması, oftalmolojide yan dal eğitimine başlanması, koruyucu hekimliğin, erken tedavinin, kronik hasta takibinin devlet politikası ile belirlenmesi ve sıkı takibi gerekiyor.

Diyabetik retinopatiyi yangına benzetirsek, yangını söndürebilmek için yangını alevlendiren faktörlerin kontrol edilmesi öncelik taşıyor. Diyabetik retinopatinin oluşmasının, uzun zaman kontrol edilmeyen hastalığın neticesinde geliştiği iyi biliniyor. Yangın söndürmek olarak düşündüğümüz diyabetik retinopati tedavisi ile yangının önce kor, sonra kül olacağı iyi bilinmeli, anlatılmalı… Sağlık sistemlerinin ‘yangını kül olana dek izlemeyi’ performans olarak görecek şekilde, yeniden düzenlemesi gerekiyor.

Diyabetik retinopati tedavisi bir maraton. Bitiş çizgisine ulaşmak, sadece hasta ve hekimin birlikte devam etmesinin başarılması ile mümkün. Bunu sağlayacak olan ise; iyileşmiş hasta deneyimine sahip uzman hekimler yetiştirmek, sistem regülasyonlarını tamamlamak ve Health 4.0 uygulamalarını başlatmak.