Ayşenur Asuman Uğur
Genel Yayın Yönetmeni
www.asumanugur.com

Hem Türkiye’de hem de dünyada ölümlerin yüzde 40’ı ve birinci nedeni kalp- damar hastalıkları nedeniyle gerçekleşiyor. Türkiye’de 3-3,5 milyon civarı kalp damar hastası bulunuyor ve her yıl maalesef bunlara yenileri ekleniyor. Kalp krizi görülme oranı ise 350-400 bin. Maalesef bu hastaların 100-120 bini de ilk 1 yıl içinde hayatını kaybediyor. Yaşlanma ile birlikte kalp yetersizliği ve hipertansif kalp hastalıkları da gittikçe artıyor.

Türkiye’de kalp hastalıklarının tanı ve tedavisi ile ilgili olarak son 20 yılda dünya ile eş zamanlı gelişmeler görülürken, kalp ve damar hastalıklarının tedavisi alanında ameliyatsız pek çok işlem gerçekleştiriliyor, girişimsel kardiyoloji de önlenemez bir şekilde yükseliyor. Ama halk sağlığı ve sağlık maliyetlerinin düşürülmesi açısından kalp ve damar hastalıklarını önlemek ise önceliklerimiz arasında geliyor. Türkiye’de ve dünyada kalp ve damar sağlığı bozulan hasta sayısı maalesef gün geçtikçe artarken, koruma ve önleme yönünden başarılı olduğumuzu söylemek pek mümkün görünmüyor.

Bir yandan sigara önemli bir halk sağlığı sorunu olarak hakimiyetini sürdürürken, obezite ve diyabetteki artış ve hipertansiyon kontrolündeki eksiklikler de ciddiyetini koruyor. Alanda yeterli bilgi ve deneyimi olmayan sözde uzmanların hatalı yönlendirme ve yanlış bilgilendirmeleri, pahada yüksek fayda da etkisiz ürünleri satan bir takım kişilerin varlığı da kalp-damar hastalıklarının takip ve tedavi sürecini ise maalesef olumsuz etkileyebiliyor. Bilgi kirliliğini önlemek, etkisiz ve pahada yüksek ürünlere itibar edilmemesi gerekiyor.

Ameliyat yöntemleri de bir adaptasyon sürecinden geçiyor. Daha az invaziv ve hastalara yan etkileri daha az olan yöntemler ve cihazlar kullanılıyor. Hastalar, sağlık teknolojlerinin son ürünleriyle tanı ve tedavi imkanına hem kamu hem de devlette kavuşabliyor. Bu durum hastaların hem ölüm oranlarını düşürüyor, hem de yatış sürelerini azaltıyor.

Kardiyak rehabilitasyon hizmetlerini alamayan yüzde 85 ve 90’larda bir hasta grubu olduğuna da dikkat çekilirken, bu hizmetleri veren sağlık çalışanları ve merkez ihtiyacının da hasta sayılarındaki artışla beraber artması gerekiyor. Türkiye’de bu yöndeki çalışmalara artık iyiden iyiye hız verilmesi de önemli bir konu olarak karşımızda duruyor.

Öte yandan, Türkiye’de kardiyolog sayısının yeterli olduğu ifade edilirken bölgelere göre dağılımda ise bir düzensizlik olduğu görülebiliyor. Uzmanlar 4 yıldan 5 yıla yükselen kardiyoloji eğitiminin hala da yeterli olmadığını belirtirlerken, otoriteler girişimsel kardiyoloji ve aritminin de yandal olması gerektiğine dikkat çekiyor.

Sağlıkta ithal ürüne bağımlılığın azaltılmasına yönelik yerli ve milli üretim çalışmalarına hız verildiği son yıllarda bunların en başını çekenler arasında ise kalp-damar sağlığı alanında yapılan üretimler geliyor.

hospitalmanager Dergisi’nin yeni sayısında kalbimizin sesini dinledik. Kalp bir bahçe gibi. Onda mutlaka bir şeyler bitecektir. Güzel şeyler ekelim ki güzel şeyler bitsin.

Türkiye’nin kardiyoloji haritasını çıkarmaya çalıştığımız ve yukarıda kısaca değindiğimiz konuları detaylandırdık bu sayımızda. Katkısı geçen herkese teşekkür ederiz.

Bir sonraki sayıda görüşmek üzere, tam iyilik halinde kalınız.

Saygılarımızla…  Ayşenur Asuman Uğur Genel Yayın Yönetmeni www.asumanugur.com