2016 yılı Kasım ayında hizmete açılan İstanbul Onkoloji Hastanesi’nde radyolojik ve klinik meme kanseri tanısı 10 dakika, patolojik tanı ise 3 günde konulabiliyor. Vakum eksizyon ve her türlü meme biyopsilerini, MR eşliğinde girişimleri, tomosentezli mamografi eşliğinde girişimleri ve ameliyatsız meme benign tümör tedavilerini sunabildikleri söyleyen Meme Cerrahı ve Meme Merkezi Direktörü Dr. Cem Yılmaz: “Ayrıca Türkiye’de yeniden meme yapma konusunda en fazla rekonstrüksiyon serilerinden birine sahibiz. Bu başarının altında birlikte çalıştığımız dedike plastik cerrahımızın katkısı da çok büyük” diyor.

-AYŞENUR ASUMAN UĞUR

İstanbul Onkoloji Hastanesi İstanbullulara, şehir dışı ve yurt dışından gelen hastalarına kapılarını 2016 yılı Kasım ayında açtı. Meme cerrahisinde modern teknoloji ve ameliyatlarını Türkiye’ye kazandıran önemli isimlerin başında gelen İstanbul Onkoloji Hastanesi Meme Merkezi Direktörü ve merkezi Düsseldorf’ta bulunan, Avrupa Meme Bilimi Akademisi Öğretim Üyesi olan Meme Cerrahı Op. Dr. Cem Yılmaz ile merkezin 1 yıl gibi kısa bir sürede bu noktaya gelme sürecinden, meme kanseri tedavisindeki güncel yaklaşımlara kadar pek çok konuyu konuştuk.

A.U: “Akredite Meme Merkezi” vizyonunuzdan bahsedebilir misiniz?

C.Y: Türkiye’de evrensel standartlarda akredite meme merkezi kurma hayali 2010 yılında kabul edilen SENA Projesi’nin ana hedefiydi. Meme cerrahı ve meme hemşiresi yetiştirecek akademi SENATURK, akredite merkez vizyonunun ülkeye ve çevre ülkelere yayılmasını sağlamak amacıyla planlanmıştı. Akreditasyon vizyonu, tek başına değil, hasta iyiliği için takım halinde ortak akılla karar veren hasta odaklı hizmetin sertifikasyonu.

A.U: Bu fikir İstanbul Onkoloji Hastanesi ile nasıl buluştu?

C.Y: Biz SENA Projesi’ni yönetenler olarak aslında İstanbul Onkoloji Hastanesi yönetimi ile tanışınca biraz hazıra konmuş olduk. Prof. Dr. Levent Çelik’in meme radyolojisi konusunda kurduğu “Meme Kanseri Erken Teşhis Merkezi”, tomosentez mamografi cihazı, meme MR ve memenin vakum dahil her türlü biyopsilerini yapabilecek bir alt yapıya ve aynı zamanda meme sağlığı konusunda da Türkiye’nin en büyük arşivine sahip bir yapı. Bu yapı “SENA Meme Merkezleri” vizyonunun güçlü cerrahi alt yapısı ile birleştiğinde ortaya “İstanbul Onkoloji Hastanesi Meme Merkezi” çıktı. Bugün Avrupa akreditasyonlarının gerektirdiği teşhis ve tedavi sayılarını karşılayan, sadece meme sağlığı hizmeti veren, meme radyoloğu, meme patoloğu, meme cerrahı, meme rekonstrüktif cerrahı ve multidisipliner takım ile Türkiye’nin güzide bir merkezi haline geldi.

A.U: Teknoloji mi? İnsan kaynağı mı?

C.Y: İnsan olmadan teknoloji ne işe yarar? Biz İstanbul Onkoloji Hastanesi’nde teknolojiyi, sadece meme sağlığı ile uğraşan meme profesyonelleriyle buluşturduk. Bir örnek vereyim. Memesinde kitle şikayeti ile gelen bir misafire meme cerrahı tarafından ultrasonografi eşliğinde meme muayenesi yapılıyor. Şüpheli alanların görüntüleri hasta adına PACS sistemine aktarılıyor ve meme radyoloğuna danışılacak olgu aynı gün içinde, meme radyoloğuna yönlendiriliyor. Meme radyoloğu tomosentezli mamografi ve definitif ultrasonografi ile radyolojik tanıya ulaşıyor. Anında biyopsi alınarak en geç üç iş günü içerisinde meme patoloğunun incelemesini takiben patolojik tanıya ulaşılıyor. Bu AB ülkeleri ve Türkiye’deki pek çok merkez için ciddi bir hız ve başarı. Teknoloji, tecrübeli insanla buluşunca hız ve kalite beraberinde geliyor.

A.U: Neden sadece meme sağlığına dedike doktor?

C.Y: Evrensel bilimin kuralları her yerde geçerlidir. Yapılan çalışmalarda sadece meme sağlığı ile uğraşan yani her ameliyatı yaparız diyen ekiplere göre meme sağlığına dedike ekiplerin başarı oranları yüzde 9 daha yüksek ve komplikasyon oranları yüzde 30 daha az ve tanıya ulaşma ise diğerlerine göre 4 kat daha hızlı.

A.U: Peki bu yapı neden Türkiye’de çok yaygın değil?

C.Y: Türkiye insan kaynağı bakımından pek çok ülkeden daha üstün, ancak özellikle kamu hastanelerinin mevcut insan kaynağı daha derin sorunlarla savaşmak zorunda. Örneğin yetenekli cevval cerrahların hemen çoğu meme kanseri ameliyatından daha fazla trafik kazasında yaralanmış vatandaşlarımızla ilgilenmek zorunda. Bu da devletin önceliklerini etkiliyor. Türkiye, dünyada pek çok ülkeden daha önce onkoloji hastanesi açmıştır, ancak travma ve genel cerrahi ihtiyacı daha fazla olduğu için gelişme o yönde olmuş. Ancak bu süreç değişecek, değişmek zorunda.

A.U: Tomosentez Mamografi dediğiniz başka bir tetkik mi?

C.Y: Mamografi kelimesi bilindiği gibi X ışınları ile meme kanseri taranması tetkikinin genel adı. Ancak mamografi kavramı içerisinde, analog mamografi, analog dijitalize mamografi, dijital mamografi, kontrast mamografi ve tomosentezli mamografi gibi farklı teknolojiler var. Ve her tetkik herkes için uygun değil. Meme dokusu yoğun olmayan kategori A memeye sahip bir olguda basit bir analog cihaz yeterli iken, meme dokusu yoğun olan kategori C bir olguda tomosentezli mamografi daha fazla bilgi verici olabiliyor. Tomosentezli mamografinin üstünlüğü rotasyone olabilen başlık sayesinde memeden sanal kesit alabilme yeteneği. Böylece yoğun meme dokusu arasında saklı kalabilen bir kitle daha kolay seçilebiliyor.

A.U: Merkezinizde ameliyat teknolojisi olarak ne farklılıklar var?

C.Y: Türkiye’de meme kanserli olgularda koltuk altı lenf bezlerini tespit etmede mavi boyaya göre daha üstün bir teknoloji olan SPIO – Sentimag teknolojisi mevcut. Ve gururla söyleyebiliriz ki, neo-adjuvan kemoterapi almış ve erken evre meme kanserli grupta Avrupa’nın en büyük ve başarılı ameliyat serisine sahibiz. Bu teknoloji sayesinde koltuk altı nöbetçi lenf bezlerini ortalama 1 dakika gibi bir sürede bulabiliyoruz. Ameliyat sırasında patolojik değerlendirme dahil erken evre olgularda ameliyat süremiz 15 ila 25 dakika. Bu hem anestezi süresi açısından riski azaltıyor hem de hastayı aynı gün taburcu edebilme şansını bize veriyor. Ancak bizim en büyük başarımız dedike ekibimizde. İstanbul’da sadece birkaç hastanede bulunan dedike, sadece meme sağlığı hizmeti veren meme radyoloğu, meme patoloğu, meme cerrahı, meme rekonstrüktif cerrahı ve multidisipliner takım ile birbirini denetleyen takımı kurarak örnek bir yapı teşkil ediyor. Bugüne kadar Türkiye’den ve yurtdışından 9 cerrah meslektaşımız teknoloji ve ameliyatlarımızı görmek üzere kliniğimizde 1 aydan 3 aya kadar eğitime geldiler. Tüm bunlar 1 yıl gibi kısa bir sürede ortaya çıktı. Ancak arkada yılların birlikte çalışma tecrübesine sahibiz. Ayrıca Türkiye’de yeniden meme yapma konusunda en fazla rekonstrüksiyon serilerinden birine sahibiz. Bu başarının altında birlikte çalıştığımız dedike plastik cerrahımızın katkısı da çok büyük.

A.U: Meme kanseri tedavisinde başarı nedir?

C.Y: Başarı, rakamlardan ve istatistiklerden ibaret değildir. Yıllar önce Prof. Dr. Levent Çelik ve Türkiye’den birkaç misafirimiz Almanya’da bulunan öğretim üyesi olmaktan gurur duyduğum Avrupa Meme Bilimleri Akademisi’ni ziyarete gelmişlerdi. O zamanlar İstanbul Onkoloji Hastanesi fikri vardı, binası yoktu. Orada misafirlerimizin gördükleri yılda 2 bin 500’ün üzerinde ameliyat yapan bir sistem değildi sadece. Sessiz, huzurlu, kurallar dahilinde akan bir hastane ve mutlu yüzlerdi. Yıllar sonra o yapıyı ülkeme kurabilmiş olduğumdan dolayı çok mutluyum.

A.U: Meme sağlığı konusunda kadınlara ne mesaj vermek isterdiniz?

C.Y: İstanbul Onkoloji Hastanesi olarak radyolojik ve klinik meme kanseri tanısını 10 dakika, patolojik tanıyı 3 gün gibi bir hızda koyabiliyoruz. Vakum eksizyon ve her türlü meme biyopsilerini, MR eşliğinde girişimleri, tomosentezli mamografi eşliğinde girişimleri ve ameliyatsız meme benign tümör tedavilerini sunabiliyoruz. Koltuk altı lenf bezlerini en doğru şekilde yöneten Avrupa’daki merkezler arasına bir yıl gibi kısa bir sürede kabul edildik. Ancak tüm bunlar, kadınlarımız kapıdan içeri adımlarını atmazsa hiçbir anlam taşımıyor. Bir önceki sorunuzla birlikte cevap vereyim. Meme kanseri tedavilerinde başarı, kadını erken teşhise ikna edebilmekte ve hastaneden güler yüzle taburcu edebilmekte.