-Ayşenur Asuman Uğur

hospitalmanager Dergisi’nin sağlık sektöründen kadın liderlere yer verdiği bu özel sayısında Türkiye’nin belki de kendisini en çok konuşturan, halkın sempatisini kazanan ve karşısında duran çok sayıda meslektaşı da olan Prof. Dr. Canan Karatay ile görüştük. Aynı gökte uçarlar ama kuzgunun dünyası başka, şahinin dünyası başka sözünün sağlık sektöründeki belirgin temsilcilerinin başında gelen ve aykırı söylemleri ile öne çıkan, Prof. Dr. Karatay: “Kadınların baskı altında ve konuşmaları da önlenen insanlar olduğunu gördüm. Çünkü kadınlar güçlü yaratılmışlardır. Kadınlar neslin bekası için şarttır. Ötesi de gerisi de laf-ı güzahtır” diyor.

Bir Kızılderili atasözünde şöyle der: “Doğum yapan her şey dişidir. Kadınların ezelden beri bildiği kainatın dengelerini erkekler de anlamaya başladıkları zaman, dünya daha iyi bir dünya olmak üzere değişmeye başlamış olacaktır.”

Bunun için de liderlere sanıyoruz daha çok ihtiyaç var. Yani herhangi bir insandan daha farklı, daha değişik, daha fazla, daha renkli, daha derin bir kapasiteler bütününe sahip olma özelliği olan liderlere ve kadın liderlere. Türkiye sınırlarında bu tanıma giren ve belki de en başta gelen örneklerden Prof. Dr. Canan Karatay. Hem hekim meslektaşları ve hem de diğer tüm meslek grupları, yaş grupları kendisini artık tanıyor. Sevenleri çok, sevmeyenleri var ya da yok. Türkiye’nin kuşkusuz en aykırı kadın hekimi Canan Karatay.

Prof. Dr. Canan Karatay, kariyerini oluştururken ya da tıp sanatını icra ederken nelere önem verdiğini “Tıbbın merkezinde insan olması gerekir. İnsana yatırım en önemli yatırımdır. Hayatım boyunca bunu gözlemledim. Gerisi laf-ı güzahtır” sözleri ile anlatmaya başlıyor ve sözlerine şöyle devam ediyor: “Tıp fakültesinden mezun olduktan ve ilk ihtisasıma başladıktan sonra da hiçbir zaman ilaç firmalarının temsilcilerini ne odama aldım ne de temsilcilerle koridorda konuştum. Ama bu durumu onlara da açıkladım. ‘Size karşı değilim çocuklar. Sizler de işlerinizi yapıyorsunuz. Ama ben 6 sene okudum. Şimdi de uzmanlık yapıyorum. 15 gün ezber yapmış bir gencin bana şu ilacı kullanın demesine ihtiyacım yok.’ Bu bir hakaret değil ama ilaç firması temsilcileri mi bana öğretecek hangi hastaya ne kullanacağımı? İşte bütün uğraşımın temeli bu.”

Kadınlar konuşmaları önlenen insanlar

Kadın bir hekim olarak çalışmanın zorlukların da bahseden Prof. Dr. Canan Karatay, “Ben Amerika, İngiltere ve Cape Town’da da çalıştım. Kadınların baskı altında ve konuşmaları da önlenen insanlar olduğunu gördüm. Çünkü kadınlar güçlü yaratılmışlardır. Kadınlar neslin bekası için şarttır. Ötesi de gerisi de laf-ı güzahtır” diyor ve şu örnekleri vererek devam ediyor: “Ben safarilerde de çok dolaştım. Aslanlar gelir hamile bırakır çeker gider. O çocukların büyümesi, hayatta kalmalarını gene kadınlar sağlar. Kadının gücü her türlü fazladır. Kadınları da baş altında tutan erkeklerdir. Zaten erkeklerin kuzeyden gelip Anadolu’ya girmelerinden sonra savaşlar başladı. O zamana kadar Anadolu’da, Ege Adaları’nda kadınlar yönetiyordu. Onların yönetiminde şiirler, şarkılar ve sevgiler vardı.”

İngiltere’de kadınlara kota koyuluyor

Kadın yönetici ve erkek yöneticileri de kıyaslayan Prof. Dr. Canan Karatay, “Bütün dünyada erkek egemen” diyor ve şu örneği veriyor: “İngiltere’de tıp fakültelerine kadınların girme kotası vardır. Türkiye’de Mustafa Kemal Atatürk’ten itibaren herkes, eşittir, açıktır. Kadınlar hekim olabilmiş, bankacı olabilmiş.”

Bana yüklenenler hala erkekler değil mi?

Prof. Dr. Karatay, mesleğinin avantajını ve dezavantajını hangi yönleri ile yaşadığını ise şöyle anlatıyor: “Ben Uluslararası Kadın Rektörler komitesinin de üyesiyim. Kadın rektörlükte yaptım. Kadınlar için büyük bir cam tavan var. Politikaya da pek sokulmazlar. Söyleyenler olsa da kadınlar pek yalan söylemezler. Daha vicdanlıdır. Evli olsun olmasın, analık iç güdüsü olduğu için korumacıdır ve de empatileri çok fazladır. Elbette bunların hepsinin istisnaları vardır. Fakat genel durum böyledir.” Aykırı söylemleri ile büyük bir kitlenin sempatisini kazanan ve karşısında duran çok sayıda meslektaşı da olan Türkiye’nin en tanınan hekimlerinin başında gelen Prof. Dr. Canan Karatay erkekler açısından da meseleyi şöyle ele alıyor: “Bana yüklenenler hala erkekler değil mi? İnat eden erkekler değil mi?”

Gençlik umutsuzluğa sürükleniyor

Kadınlara yönelik özel bir hayali var mı? Bu sorunun cevabı ise Prof. Dr. Karatay’dan şöyle geliyor: “Kadınlara yönelik özel bir hayalim yok. Tek hayalim Türk toplumunun sağlıklı olması, gençlerin sağlıklı olması, hastalıklardan dolayı umutsuz olmamaları. Çünkü günümüzde aileler ve çocukları sanki umutsuzluğa sürükleniyorlar. Umutsuzluğa sürüklenerek de gençliğin önüne geçiliyor. Umutları yok edilebiliyor. İşte Tıbbın 10 Şifresi kitabımda da buna karşı çıktım.”

Korumacı anne olmadım

36 yaşına kadar kariyerine devam eden ve 40 yaşında da evlat sahibi olan Prof. Dr. Canan Karatay çocuk yetiştirmedeki temel ilkesini ise şöyle açıklıyor: “Çocuğumuzu kendisi de ayakta kalabilmesine yönelik yetiştirdik. Ben korumacı anne hiç bir zaman olmadım. Keza eşim de öyle. Çocuğumuz küçüklüğünden itibaren kendi ayakları üzerinde durdu. Elbette destek olduk. Ama hiçbir zaman engellemedik.”

Prof. Dr. Canan Karatay çocuk psikolojisi ve çocuklarda öğrenme bilimi üzerine çalışmalarıyla tanınan İsviçreli Psikolog Jean Piaget’den de örnekler veriyor ve annelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “ ‘Her bir çocuk bir felsefe kutusudur. O felsefelerin desteklenmesi anne ve babanın görevidir’ diyor Piaget. Çocuklar kendi ayakları üzerinde durur ve bizden de daha akıllıdırlar. Onlar yepyeni bir ortamda yetişiyorlar. Kafamızdaki dar düşünceleri onlara empoze etmek en kötü annelik ve babalıktır.”

Her kadın kendi modelini bulabilmeli

Hiçbir anne ve kadının bir tek modele sığmayacağını söyleyen Prof. Dr. Canan Karatay sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Herkes kendi modelini bulmalı. Kendi çevresi ve ailesi ile beraber mutlu olmayı bilmeli.

‘Hasan’ın böreğine vaktinde yetişmeli.
Hiç durmadan gövdeye atıştırıp şişmeli.
Yanmadan kavrulmadan mükemmelen pişmeli.
Yoksa seni almazlar hiçbir yere çiğ diye.
Geçti Bor’un pazarı sür eşeğini Niğde’ye’.

Yani olgunlaşmak çok önemli. Anne ve baba olmadan olgunlaşmayı beklemek lazım.”