– Prof. Dr. Melih Bulut

Genç Türkiye Cumhuriyeti her zaman sağlığa ayırabildiği kaynaklara oranla benzeri ülkelerden çok daha iyi sağlık hizmetleri sunmuştur. Geçmişte destansı lepra, sıtma, tüberküloz mücadeleleri; aşılama başarısı bunlara örnektir. 1980 sonrası Türk tıbbının dışa açılması ile uzmanlık alanlarında belirgin sıçramalar yaşanmış; hekimlerimiz hemen her branşta bilimsel yayın, etkinlik, güncellik anlamında dünya ölçeğinde anlamlı gelişmelere imza atmışlardır. Özel hastaneciliğin, hemşirelik ve diğer sağlık mesleklerinin de benzer gelişmeyi göstermeleri sonucunda Türkiye, bölgesinde önemli sağlık turizmi destinasyonlarından biri haline gelmiştir. “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ile de tüm vatandaşlara bir türlü sağlık güvencesi sağlanmıştır. Artık sağlıkta yeni hedefimiz global önderlik olmalıdır.

Sağlıkta lider ülke gösteremeyiz

Önce Türkiye’nin global bir aktör olarak sağlıkta önderliğinin ne kadar gerçekçi olduğuna yanıt arayalım. Askeri güç olarak ABD’yi, eğitimde Finlandiya’yı, demir çelik sanayinde Çin’i, turizmde Fransa’yı lider olarak tanımlayabiliriz ancak sağlıkta lider bir ülke gösteremeyiz. Çünkü sağlığın her alanında tartışılmaz üstünlüğü olan bir ülke yok. ABD tedavi edici hekimlik, temel tıp araştırmalarında lider ama harcanan paraya göre hasta memnuniyeti yetersiz, eşitsizlik diz boyu ve gereksinimi olanların sadece yüzde 70’i aşılanabiliyor. İngiltere NHS ile birinci basamak hizmetlerde başarılı ama aynı başarıyı sağlığın farklı alanlarında gösteremiyor. Türkiye’ye baktığımız zaman sektörün tüm paydaşlarının belli bir standardın üzerinde olduğunu kolayca görüyoruz. Örneğin ilaç sektörümüz belki biyoteknolojik ürünlerde henüz istenen düzeyde değil ama antibiyotikte önemli bir üretim üssüyüz. Dahası ilaçta MENA bölgesinin tartışılmaz lideriyiz. Tıbbi teknoloji firmalarımız her geçen gün başarılarını katlayarak geliştiriyorlar. 2017 Düsseldorf Medika Fuarına 138, 2018 Dubai Arab Health’e ise 200’ün üzerinde şirket katılıyor. Bu kurumların yetkilileri ile konuştuğunuzda her birinin en az 20-25 ülkeye ihracat yaptığını öğreniyorsunuz.

Tek yönlü sağlık turizmi yaparak önder ülke olmayız

Sağlık her zaman hizmet, eğitim ve araştırma ögelerinin birbirinden ayrılamaz, üçlü bir sacayağının üzerinde durduğu bir bütün. O nedenle Türkiye’nin sağlıkta küresel önderlik hedefini bu üç alanı inceleyerek değerlendirelim. Sağlıkta en başarılı olduğumuz alanlardan birisi hastanecilik ve tedavi hekimliği. Bu sayede sağlık turizminde çok mesafe aldık ve birçok iş birliği eksiğimize rağmen dünyanın her ülkesinden gelen hastaları burada tedavi ediyoruz. Ancak, sadece tek yönlü sağlık turizmi yaparak “Sağlıkta Önder Ülke” olamayız. Zaten bize hasta gönderen ülkeler hekim, hemşire ve diğer sağlık personelini eğitmemizi şart koşuyorlar. Hatta eğitimle yetinmeyip ortak araştırma projeleri yapmak istiyorlar. Bugün pek çok Afrika ülkesinde eczacı yok, hatta işi bilen satın almacı yok! Oralara ilaç yardımı yapan uluslararası kuruluşlar bunun zorluğunu çekerken elimizde çanta ile sağlık turizmi yapmaya gitmek bize ne kadar yakışır? Tersine sağlık turizmindeki vizyonumuzu “Küresel Sağlık Diplomasisi” yapmamıza olanak verecek ve eğitim, araştırma faaliyetlerini de içerecek şekilde ilerletmeliyiz.

Nadir hastalıklar hastanesine ihtiyaç var

Nadir hastalıklar giderek önemli bir sorun haline geliyor. Bizim ve etrafımızdaki iki milyar nüfusun acilen bir “Nadir Hastalıklar Hastanesi”ne ihtiyacı var. Örneğin Hacettepe Üniversitesi geçmişi, birikimi ile bu zor görevin altından Sağlık Bakanlığımız, diğer üniversitelerimiz ve tüm ilgili kurumların işbirliği ve desteği ile kolayca kalkabilir. Böyle bir kurum sadece hastalara çare olmakla kalmaz dünyanın dört bir tarafından gelen sağlıkçıların eğitilmesini, bu hastalıklar konusunda araştırma yapılmasını sağlar.

Sağlığın finansmanının teknik boyutunda fazla eksiğimiz yok

Özel ya da kamu sağlık sigortacılığında dünyada finansal hacim açısından değilse de bilgi birikimi bakımından kesinlikle lider ülkelerden birisiyiz. Devlet tarafında önce SSK, şimdi SGK, Medula, e-nabız, e-reçete tabii ki geliştirilmesi gereken, eksikleri olan ama diğer ülkelerle kıyaslandığında başarılı uygulamalar. Özel sağlık sigortalarımız her geçen gün ürün çeşitliliğini arttırıyor, fevkalade güzel hizmetler yapıyorlar. Kalkınma Bakanlığı, Hazine Müsteşarlığı gibi önemli devlet organları bireysel emeklilik sigortası, bakım sigortası, uzun dönemli sağlık sigortası gibi enstrümanlarla yoksul yaşlılığını önlememiz gerektiğini biliyor, bu konularda çalışmalar yapıyorlar. Yani sağlığın finasmanının teknik boyutunda fazlaca bir eksiğimiz yok, pek çok ülkeye önderlik yapabiliriz.

Uluslararası uzmanlık dernek yönetimlerinde Türk hekimler de var

YÖK Yasası, doçentlik yönetmeliği çok eleştirilebilir ama yararları da olmuştur. İyi derecede yabancı dil bilme gerekliliği nedeniyle birçok genç uzman yurtdışına giderek kendini geliştirmiştir. Yayın yapma zorunluluğu hekimlerimizin yoğun şekilde bilimsel araştırma yapmalarını sağlamıştır. Böylece Türk tıbbı hızla batı tıbbı ile bütünleşmiştir. Bunun pek çok olumlu sonucu vardır. Örneğin şimdilerde uluslararası uzmanlık derneklerinin neredeyse hepsinin yönetim kurullarında Türkiye’den bir kişi bulunmaktadır. Uzmanlık eğitiminin artan kalitesi yurtdışındaki daha az gelişmiş ülkelerin dikkatini çekmiş ve yüzlerce yabancı uyruklu hekim lisans ve uzmanlık eğitimini Türkiye’de görmüştür. Tıp eğitiminden başka sağlığın dünyada tanımlanmış tüm mesleklerini, hem de belli bir standardın üzerinde öğretebiliyoruz. Yani halihazırda eğitim alanında eksiklerimiz olsa da sınıfı geçiyoruz.

Tıp Nobeli’ni almayı hedeflemeliyiz

Sağlıkta küresel güç olmak istiyorsak araştırma alanındaki vizyonumuzu da genişletmeli, örneğin Tıp Nobeli almayı hedeflemeliyiz. Bunun için sağlığın önde gelen insanları olarak tüm toplumu mobilize etmeli, araştırmacıların çalışma ortamlarını düzeltmek amacıyla farkındalık yaratmalıyız. Bu gayretlerimizde de kurumlar arası işbirliği, dayanışma ve yardımlaşmayı geliştirmemiz gerektiğini bilmeliyiz.

Yukarıda verdiğimiz örneklerde görüldüğü üzere önder ülke olabilme sürecinde biz de kendimizi, sistemimizi hızla geliştiriyor olacağız. Bu hedefin bize sağlayacağı doğrudan katkıların yanı sıra birikimlerimizi ihtiyacı olan ülkelerle paylaşmak bizim çok önemli bir insanlık görevimizdir. Uzman hekimlerimizin yurtdışındaki meslektaşlarıyla olan etkin iletişimini hemşireler, diğer sağlık meslekleri ve bilhassa sağlık yöneticiliği alanında hayata geçiremedik. Artık sağlık turizmi yaptığımız ve yapmadığımız ülkelerdeki sağlık yöneticileri ile de bütünleşmeliyiz. Sağlık ve hastane yönetimi alanlarında oluşturduğumuz muazzam birikimi onlarla paylaşmalıyız. Nasıl ki daha önceki Türk Tıp Kurultaylarında bizde eğitim görmüş hekimlerle kucaklaşmışsak, önümüzdeki Türk Tıp Kurultayında dünyanın dört bir tarafından sağlık yöneticilerini ağırlamalıyız. Ben kendi hesabıma OHSAD, SASDER; TUSİAD, AİFD, ARTED gibi güzide sivil toplum örgütlerimizi ve devletimizin ilgili birimlerini böyle bir toplantıyla başlayacak işbirliği içerisinde görmeyi çok arzu ediyorum.

Kimse yerli hasta ile yetinmiyor

Hizmet alanında sağlık turizmi yaptığımız, yapmayı planladığımız her ülkede yatırım da yapmalıyız. Çünkü hastane inşaatı, mimarisi, donanımı, operasyonel hale getirilmesi artık bizim için çocuk oyuncağı bir iş. Üstelik kurumlarımızın pek çoğunu JCI belgesi ile taçlandırmışız, ABD dışında en çok JCI akreditasyonu olan hastane Türkiye’de. Bu başarılara rağmen son yıllarda devletin kısıtlayıcı yaklaşımları nedeniyle özel hastaneciliğin hızı kesilmiş, yurtiçi veya yurtdışında yeni yatırımlar için çekingen davranmaya başlamışlar. Sadece devletin gayretiyle önder ülke olamayız, özel sektörü yeniden heyecanlandırmalıyız. Örneğin yurtdışında yatırım yapanlara burada kadro kolaylığı sağlayalım bakın göreceksiniz kutuplara bile hastane kuracaklardır. Küçük büyük, hangi bölgede olursa olsun tüm özel hastanelerin ve sağlık kuruluşlarının küresel bir vizyona sahip olduklarını sevinçle görüyoruz. Bu önemlidir. Kimse yerli hasta ile yetinmiyor, sağlık turizmi yapabilmek için bütün şartlarını zorluyor.

Aslında sektörümüzün tüm paydaşlarının küresel bir vizyonu var. Bu vizyonu bir strateji ile geliştirmek, sonuca ulaştırmak için de yoğun işbirliğine ihtiyacımız var, eksikliğimiz burada. Arab Health Fuarına tıbbi teknoloji, malzeme üreten firmaların katılması veya Acıbadem Grubu’nun Bulgaristan’a yatırım yapması sevindirici gelişmeler ama bunlar yeterli değil. Bundan sonra bir ülkeye ilaççı, malzemeci, yatakçı, hastaneci, laboratuvarcı, sigortacı; kim varsa sektörün olabildiğince çeşitli paydaşı birlikte neden gitmesin? İşte bu işbirliği ve yardımlaşmalardır bizi önder ülke konumuna taşıyacak olan.

Ülkelere sağlık sistemi kurabiliriz

Küresel önderlik küresel sağlık sorunlarına sağlıklı yaklaşım yapabilmeyi gerektirir. Bunlar arasında bulunan doğal afetlerin, yoğun göçe bağlı mülteciliğin yarattığı sağlık sorunlarını göğüslemede dünyada hakikaten örnek gösteriliyoruz. Bulgaristan göçünde, 1999 depreminde olduğu gibi belki ilk seferde zorlanıyoruz ama çarçabuk öğreniyoruz, sivil toplum-devlet işbirliğini gerektiğinde hayata geçirebiliyoruz. Coğrafyamız sorunlu, ülkeler yıkılıyor; sağlık sistemleri de öyle. Ayrıca dünya inanılmaz bir hızla değişiyor, sağlık sistemleri de değişmek zorunda. İşi bilenler “Artık ülkelere sağlık sistemi kurabiliriz, böyle bir birikimimiz var!”diyorlar. Bu görüşe katılıyorum. Ayrıca, Napolyon’un da tespit ettiği gibi, hem doğu-batı; hem kuzey-güney ekseninde merkez konumda olan tek ülke biziz. Dört bir tarafımızdaki toplumların, devletlerin dilinden, halinden, kültüründen anladığımız için onlara en uygun sistemi kurmada önderlik edebiliriz.

Küresel şampiyon marka çıkarmalıyız

Sağlıkta önder ülke olabilmenin bir önemli şartı daha var; küresel şampiyon marka çıkarmak. Birkaç asırdır bu devlet sanayiyi destekleyip duruyor. İhracatımız 150 milyar doları aştı, güzel ama bu kadar desteğe rağmen küresel şampiyon marka çıkaramadılar. Biz, sağlık sektörü, sanayiciler kadar desteklenmeden neler yaptık, biraz katkıyla bunu da başarırız. Ancak bu da bir girişimcinin, kurumun tek başına gayreti ile olacak iş değil işbirliği burada da şart.

Devlet politikalarında sağlık önceliklenmeli

Sağlıkta devletin rolünün tüm dünyada arttığı bir döneme giriyoruz. Türkiye’deki devlet yapılanmasında sorumlu bir bakanlığın olması sağlıkta liderlik rolünü kaçınılmaz olarak Sağlık Bakanlığı’na veriyor. Bu durumda “Sağlıkta Önder Ülke Türkiye” vizyonu ve “Küresel Sağlık Diplomasisi” misyonunun esas taşıyıcısı Sağlık Bakanlığı olmak durumunda. Ancak kendi ülkesinde etkin sağlık politikaları uygulayamayan bir sistemin küresel düzeyde önderlik yapması söz konusu olamaz. Ülke içinde uygulanan politikaların tutarlılığı, güncelliği ve bütünselliği çok önemli. Artık 1963’ten beri amaçlanan, ancak hayata geçiremediğimiz sevk zincirini yepyeni bakış açıları ile geliştirip oturtmalıyız. Sağlıkta bütünsel düşünme ve hizmet alan insan odaklı yaklaşım kural olmalı. Mevcut ve gelecek iktidarları “Bütün Devlet Politikalarında Sağlık” ı öncelemek konusunda ikna etmeliyiz. İnsanı merkeze koyarsak sağlığı bir harcama kalemi olarak değil bir yatırım, hem de en önemli yatırım kalemi ve ekonominin itici gücü olarak görmeye başlarız. Bu yaklaşımlarla güçlenen bir Türkiye uluslararası ölçekte kendini farklı bir yere konumlar. Örneğin Birleşmiş Milletler, Dünya Sağlık Örgütü gibi şimdiye kadar faydası zararından kesinlikle çok olmuş, ancak artık yeni ihtiyaçlara cevap veremeyen uluslararası kuruluşlar indinde de yerini daha iyi konumlama, pek çok alanda çözüm olma, bu kuruluşlar yerine yenilerini tanımlama hakkını elde eder.

Bir sürü olanaksızlığa rağmen mükemmel hastaneler kurarak, her alanda uzman sağlıkçılar yetiştirerek işin önemli bir tarafını başardık. Bundan sonra önce kendi içimizde işbirliğimizi geliştirerek; hemen sonrasında bunu yurtdışına yayıp her ülke, kurum, kişi ile olabildiğince çok yardımlaşarak sağlıkta önderliğin gereğini yapmalıyız. Ayrıca artık sanayi ve bilgi devrimlerini geride bıraktık, yeni bir çağa geldik. Bu yeni ve farklı, dijital dünyada teknoloji çok öne çıkıyor gibi görünse de işin püf noktası yine iletişim ve işbirliğinde. Nesnelerin interneti döneminde bizim yaptığımız makinalar birbirleriyle konuşup işbirliği yaparlarken biz niye geride kalalım? Önümüzdeki dönemde kendi içinde ve dışında tüm yapılarla, insanlarla etkin iletişim kurabilen, işbirliği yapabilen; vizyonunu ufkunun ötesine taşıyabilen devlet, kurum ve toplumlar gelişme gösterecekler. Sağlığın her alanında bütünsel bakış açısıyla sorunlara bütünsel yaklaşım yapabilen ve çözüm üretebilen yapılar, kişiler önder olarak öne çıkacaklar. Biz; Türkiye sağlık sektörünün tüm paydaşları olarak hem kendi içimizde hem de dışımızdaki unsurlarla işbirliğini geliştirdiğimiz oranda önder ülke olabilecek ve diplomaside sağlıktan yararlanarak hem insanların sağlığına hem de dünya barışına katkıda bulunabileceğiz.