Uyuşturucu ile mücadelede en önemli eksikliğin rehabilitasyon süreci olduğunu tespit eden Yeşilay dünyada rehabilitasyon yönünde öne çıkan İngiltere, Belçika, Portekiz, Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Afrika gibi 5 kıtadan 20 ülkede yaptığı inceleme sonucuna göre; Türkiye’nin uyuşturucu ile mücadelede ilk milli rehabilitasyon modelini geliştirdi.

-Ayşenur Asuman Uğur

Yeşilay 1920’de dönemin Şeyhülislam’ı İbrahim Haydarizade’nin himayesinde Dr. Mazhar Osman Uzman ve arkadaşları tarafından Padişahın izniyle 5 Mart 1920’de İstanbul’da “Hilal-i Ahdar” adıyla kuruldu. Hilal-i Ahdar” ismi daha sonra “Yeşil Hilal” ve “Yeşilay” olarak değiştirildi ve 1934 yılında Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı, İsmet İnönü’nün Başbakanlığı’nda Bakanlar Kurulu kararıyla Yeşilay’a “kamuya yararlı dernek statüsü” verildi. Kuruluşundan günümüze bağımlılık türleri arttıkça Yeşilay’ın tüzüğünde çalışma alanları çeşitlendi ve alkolden sonra sigara, uyuşturucu, kumar ve yakın tarihte teknoloji bağımlılığı Yeşilay’ın mücadele alanına dahil oldu.

Bu mücadelede en önemli eksikliğin rehabilitasyon süreci olduğunu tespit eden Yeşilay dünyada rehabilitasyon anlamında öne çıkan İngiltere, Belçika, Portekiz, Amerika Birleşik Devletleri ve Güney Afrika gibi 5 kıtadan 20 ülkede yaptığı inceleme sonucuna göre; Türkiye’nin ilk milli rehabilitasyon modelini geliştirdi. Yeşilay’ın bu modelinde hizmet sunumu, finansman, insan kaynağı, akreditasyonu ve denetimi içeren “Türkiye Rehabilitasyon Modeli” için ilk aşamayı pilot uygulama oluşturuyor. Konuyla ilgili 20 Ağustos’ta İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında bilgi veren Yeşilay Genel Müdürü Savaş Yılmaz, “Türkiye kültürüne uygun bir ekosistem olarak tasarlanan rehabilitasyon modeli ile mevcut yüksek nüks oranlarının azaltılması ve bağımlıların rehabilite edilerek sosyal hayata kazandırılmasının” hedeflendiğini söyledi.

Ceza kesmek çözüm değil

Uyuşturucu ile mücadelede 2 önemli sorun olduğunu ifade eden Yeşilay Genel Müdürü Savaş Yılmaz “Bunlardan birincisi önleme ikincisi rehabilitasyon süreci. Tek başına güvenliği sağlamak ve ceza kesmek de çözüm değil” dedi ve İran örneğine dikkat çekti. Yılmaz, “İran’ın uyuşturucuya en katı cezayı veren ülkelerden biri olduğunu ama Tahran’ın en yoğun uyuşturucu bağımlılarının bulunduğu şehir” olduğunu belirtti.

AMATEM VE ÇEMATEM’den sonraki süreçte de kazanmak gerekiyor

Tedavi süreci hakkında Türkiye’deki mevcut durumdan bahseden Savaş Yılmaz, “AMATEM ve ÇEMATEM’de tedavi olanların tamamen iyileşmesini beklemek çok rasyonel değil. Çünkü AMATEM’ler tramvatik durumdaki bağımlıya müdahale eder. Bu işin başlangıcıdır. Fakat kişi AMATEM’le olan süreci bittiğinde genelde gene aynı çevre, aynı ortam ve koşullarda yaşamını sürdürür” dedi ve ekledi: “Uyuşturucu bağımlısının uçtan uca tedavisi ve sosyal hayata kazandırılması, ancak entegre çalışan bir ekosistemle mümkün.”

Yapılan araştırmalara göre dünyada bağımlıktan kurtulmak için yapılan tedavilerin yüzde 80’i ayaktan yapılıyor. Yeşilay Genel Müdürü Savaş Yılmaz, “Bu yönde Türkiye’de yapılan çalışmalar gösteriyor ki, bağımlıların yüzde 85’i ailesiyle birlikte bu süreci yaşıyor. Bu nedenle tedavi sürecine aileleri de katmak gerekiyor” konusuna vurgu yaptı.

Terapötik yaklaşımı benimsedik

Tüm bu etmenler değerlendirildiğinde bağımlılıktan kurtulma sürecinin başarıyla tamamlanması için daha sistematik ve bütünsel bir çalışma yürütülmesi gerektiğinin önemini vurgulayan Savaş Yılmaz, “Bu yönde 20 ülkede literatür ve masa başı çalışmasıyla inceleme yaptıklarını” söyledi. Ülkeleri seçerken farklı kıtalarda ve bağımlılık konusunda öne çıkan uygulamaları olmasına dikkat ettiklerini ifade eden Yılmaz, “Bilimsel anlamda öne çıkan 3 yaklaşım olduğunu gördük. Terapötik yaklaşım, psikoterapi ve bilişsel davranışçı terapi. Sonuçta bize yakın uygulama olan terapötik yaklaşımı benimsemeye karar verdik. Bu uygulamada bağımlılar bir arada kalıp bir hayatı paylaşıyor ve iş bölümü yapıyorlar. Usta çırak ilişkisi şeklinde yaşam becerileri anlamında bir şeyler kazanıyor hem de psikoterapi gibi teknik destek alıyorlar. Bu yaklaşım ile yapılan rehabilitasyon için öngörülen süre ise 9-12 ay. Şu anda model çalışmasını yaptık pilot uygulamasını uygulayacağız. Yurt dışında incelemeye aldığımız rehabilitasyon merkezlerinde de bu yaklaşımın benimsendiği gördük ve biz de İstanbul’da kuracağımız rehabilitasyon merkezimizde bu yaklaşımı uygulayacağız” açıklamasında bulundu.

Model neler içeriyor?

Rehabilitasyon modeli için bağımlı profillerini izlediklerini belirten Savaş Yılmaz, “Tedaviye başvuranların yüzde 47’si 15-24 yaş arasında. Yüzde 66’sı alt gelir grubunda. Büyük oranda işsizlik var ve aylık gelirleri 500 TL’ nin altında” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Daha ucuz olduğu için sentetik uyuşturucu kullananlar var. Fakat kullanıcılar bağımlı olduktan sonra bunu dahi finanse edemiyorlar ve satıcı olabiliyorlar. Bu profile baktığımızda modelimizin nasıl olması gerektiğini anladık. Birey odaklı ve kişiye özgün bir tedavi olmalı. Çünkü bağımlılık aslında bir sonuç. Bu sonucun oluşmaması için psiko-sosyal sorunları görüp önlemek gerekiyor. Burada ailenin de rolü önemli. Aileleri de dahil ederek bağımlıları topluma kazandırmayı amaçlamalıydık. Bağımlıya el becerisi kazandırma, bağımlıyı eğitime kazandırma, inanç motivasyonu varsa bununla ilgili çözüm sunma, spor yönü varsa bunu geliştirmeyi kapsayıcı bir model sunmalıydık.”

Devlet ve STK’ların desteği gerekli

Modelin devleti de ilgilendiren, yasal zemine bağlı bir tarafı olduğunu da ifade eden Yılmaz, “Ekosistem dediğimiz şey aslında bir merkezin, bir uygulamanın çalışması ve yaşaması için gerekli bütün enstrümanlardır. Bu model de bir ekosistemdir. Bunun içinde mevzuat, ruhsatlandırma koşulları, finansman, ne tür teşviklerin verileceği, geri ödemesinin nasıl olacağı ve sürdürülebilir bir ekonomik modele nasıl kavuşturulacağı konuları var” dedi. İlgili bakanlıklarla birlikte geliştirilen ekosistemin uygulamaya konması için çalışmaları sürdürdüklerini bildiren Yılmaz, “İnanıyoruz ki kamunun sahiplenmesi ile çok kısa sürede rehabilitasyon sistemi hayata geçirilecek” dedi.

Gelişmiş ülkelerin bağımlılığın tedavisine yönelik geliştirilen hizmetler bakımından Türkiye’ye göre çok başarılı olduklarını vurgulayan Yılmaz, “Bu başarıda, elbette ki, tedavi sürecine STK’ları dahil etmelerinin etkisi büyük. STK’lar çok aktif rol oynuyorlar. Türkiye’de bu sorunun çözümü noktasında başarı elde edilebilmesi için özellikle sivil toplum kuruluşlarının önünün açılarak, cesaretlendirilmeleri gerekiyor” konusuna vurgu yaptı. Yılmaz, “Özellikle İngiltere bu konuda oldukça yol almış durumda. İngiltere’de hem merkezi devlet, hem yerel yönetim hem de sivil toplum kuruluşları bu süreçte çok önemli rol alıyor. Merkezi yönetim hem akreditasyon süreçlerini hem de finans kaynağını oluşturuyor. Bu kaynaklar belediyeler üzerinden STK’lara aktarılıyor. Performans ise sürekli izleniyor” şeklinde konuştu.