Kanser tedavisi tıbbi onkoloji, radyasyon onkolojisi, cerrahi ve diğer boyutlarıyla ele alınırken artık birçok kanser hastası kronik hasta olarak yaşamlarını sürdürebiliyor. Kanser hastalarının ortalama yüzde 75’inin radyoterapi tedavisi aldığı günümüzde sırf radyoterapi ile kür elde edilebiliyor. Radyoterapi cihaz enflasyonunun yüksek, ihtiyaca göre cihaz dağılımının yeterince adil olmadığını söyleyen Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği 13. Dönem Başkanı Prof. Dr. Esra Kaytan Sağlam uzman sayımız da maalesef yetersiz diyor ve ekliyor: “Kanser alanında çalışan kurumlar arasında da bir iletişim problemi var. Kim ne yapıyor? Biribirinden haberi yok. Ayrıca ‘Ulusal Kanser Politika’mız nedir? Maalesef bu sorunun da cevabı bizde yok” diyor.

-AYŞENUR ASUMAN UĞUR

A.U: Türkiye’de kanser nasıl yönetiliyor? diye sorsak röportajımızın başlangıcında ilk söyleyeceğiniz cümleler neler olur?
E.K.S:
Kanser yönetimi denildiğinde ilk aklıma gelenlerin başında bu alanda hizmet verenlerin maalesef eş güdümlü çalışamaması. Kanserle ilgili çalışan merkezlerin ortak bir dil oluşturamamaları. Kanser Savaş Dairesi, Ulusal Kanser Enstitüsü, kanserle ilgili dernekler ve hizmet veren klinikler hepsi iyi niyetle, pek çok çalışmalar yapıyorlar. Ama gelinen noktada işbirliği halinde çalışamadığımızı görüyoruz. Birbirimizin yaptığı çalışmalardan yeterince haberdar değiliz. Bu yönde işbirliğini artırmak adına Ulusal kongrelerimize tüm paydaşları davet etmemize rağmen iş yoğunluğundan dolayı katılamayacaklarını belirtiyorlar. Bilindiği gibi bizim dışımızda Tıbbi Onkoloji Derneği, cerrahi onkoloji dernekleri ve alt branşlarla birlikte pek çok dernek var. Benzer sorunları onlar da yaşıyorlar.

A.U: Bu bahsettiğiniz iletişimsizlik ve koordinasyon eksikliğinin kaynağı sizce nedir? Bu eksikliği gidermesi gereken en yetkili mercii neresidir ya da kimdir?
E.K.S:
Şöyle ki “Ulusal Kanser Politika”mız nedir? Maalesef bu sorunun cevabı bizde yok. Mesela İstanbul Onkoloji Enstitüsü gibi İstanbul’da kanserle ilgilenen pek çok birim var. Buralarda neler yapılıyor? Şehir hastanelerinde kanser teşhis ve tedavisinde neler yapılacak? Bu çalışma ve planlardan pek haberimiz olduğu söylenemez. Cihaz durumuna gelindiğinde. Kanser tedavisinde kullanılan o kadar çok cihaz var ki… Teknolojinin yenilenmesiyle de eski fakat kullanılabilecek birçok cihaz fazlası ortaya çıkıyor. Bu kaynaklar ihtiyaca göre dağılabiliyor mu? Asıl bu konuda çalışan sağlık personelinin kaygıları var. Hizmet ve eğitim birlikteliği de ayrı bir sorun. Bir tarafta artış olurken diğer taraf eksiliyor gibi.

A.U: Gelişmiş ülkelerde nasıl bir planlama yapılıyor?
E.K.S:
ABD ve Kanada’nın Ulusal Kanser Enstitüleri var. Ulusal Kanser Enstitüleri Kılavuzları yayınlanıyor. Bir politika oluşturuluyor ve tüm ülkede bu politika çerçevesinde etkinlikler, çalışmalar ortak bir amaç ve akılla sürdürülüyor.

A.U: Ülkemizin son yıllarda kanserle savaşta özellikle tarama programlarında başarılı olduğu söylenebilir ama…
E.K.S:
Ülkemizde Kanser Savaş Dairesi çok aktif bir kurum. Ketemler açıldı ve özellikle meme kanseri taramaları yapılıyor ve yıllarla meme tarama programlarının başarısıyla daha erken evre meme kanserlerini görmeye başladık. Fakat halkın bunlarla ilgili bilgisi de ulaşımı da maalesef eksik. Keza hekimlerin bile bu hizmetlerin pek çoğundan haberi yok. Herkes iyi niyetli bir şeyler yapmaya çalışsa da bu alandaki dağınıklık önce hastayı sonra bizi olumsuz etkiliyor.

A.U: Özel sağlık merkezlerinin kanser tedavisinde teknolojiye yatırımı üst seviyede. Böyle bir ortamda üniversite hastanelerinin yatırımları sanki daha geri planda kaldı. Ama gene de üniversite hastaneleri hastaların ekonomik seviyesi ne olursa olsun çok talep ettikleri ve güven de veren merkezler…
E.K.S:
Örneğin İstanbul Onkoloji Enstitüsü ve civarındaki bölgede 6 kanser merkezi var. Bu kadar merkez ve cihaz olmalı mı? Bu soru bir yanda dursun. Sonuçta bu merkezlere milli kaynak aktarılıyor. Bir diğer soru da her hasta ve her tümör önce üniversite hastanesine mi gelmeli? Mesela meme cerrahisi sonrası hastaya onkologlar tarafından yapılacak standart bir tedavi var. Bu tedavi pek çok merkezde doğru bir şekilde de yapılabilir. Hasta ve yakınları illa bir üst kuruma standart bir tedavi için başvurmak zorunda değil ki… Kanser dışı o kadar basit sorunlar için bile maalesef hastalar üniversite hastanelerine geliyor. Bu da kaynak israfıdır. Üniversite hastanesi: “Ben zor vakayı yaparım. Basit vakalara da randevu veririm” diyor. Bu sefer de hasta mağdur olabiliyor. Mesela bazı ülkelerde hastalar önce kendi bölgesindeki doktorlara gidiyorlar. Kanser için olsun ya da olmasın tüm tetkikler o bölge içinde, bölge hastanelerinde yapılıyor. Tanıya göre gerektiğinde üniversite hastanesine gidiyorlar. Ama daha üst tedavileri yapmaları gereken, eğitim veren kurumlara baktığımızda teknolojik yatırımda eksiklikler var. Eğitim ve araştırma hastaneleri ve üniversitelerde cihaz anlamında eskimiş ve yıpranmış cihazlar bulunuyor. Herhangi bir özel sağlık merkezine bakıldığında son teknoloji birçok cihazı aslında bünyesinde barındırdığını da görüyoruz. Ama asıl soru şu? Bu cihazlar nasıl verimli kullanılıyor? Ya da ne kadar gereği kadar kullanılıyor? O da ayrı bir konu. Ama mevcut yapıda; SGK, onkolojik tedavileri, radyoterapi ve kemoterapi tedavilerini karşılıyor. Özel hastanelerde de doktorun muayene ücretleri ve kanser alanında hizmet veren merkezlerde uygulama ücretleri alınıyor. Radyoterapide de farkların alındığı kurumlar var. Hasta belli bir miktar farkı verip iyi teknoloji ve konforlu bir şekilde tedavisini sürdürmek istiyor. Özel kurumların teknoloji ve cihaz reklamı yaparken asıl bunu kullanan doktor faktörü geri planda kalıyor ve doktorlar silikleştiriliyor. Hastaların halen üniversite hastanelerine güvenle gitme sebepleri bu merkezdeki hekimlere ve tecrübeye olan güvenleri. Aslına bakılırsa da kanser tedavisinde başarıya götüren en önemli etken bu yetişmiş insan gücü faktörü.

A.U: Özellikle İstanbul’da radyoterapi alanında ihtiyaçtan fazla cihaz mı var? Zira özel sektör yatırım yaptığı bir cihazın tam randımanlı çalışmasını isteyecektir. İhtiyaç ve yatırımın karşılığını alma döngüsü nasıl?
E.K.S:
Somut örnek vermek gerekirse. İstanbul’da belirli bir km. içinde bile birçok Cyberknife cihazı var. Oysaki stereotaktik radyocerrahi cihazı olan Cyberknife’a bu kadar ihtiyaç var mı? Her adım başı hastanede olmalı mı? İstanbul’daki radyoterapi cihaz sayısı pek çok Avrupa ülkesinden bile fazla. İşte sorun burada düğümleniyor. Türkiye’de bir referans merkezi olmamasından dolayı özellikle özel sağlık merkezleri kendi cihazlarını alıyor ve tedaviyi yapıyor. Asıl olarak bunu reklam unsuru olarak kullanıyorlar. Tabii ki teknolojinin yaygınlaşması iyi, halkın buna ulaşabilmesi güzel. Ama bu kadar cihaz efektif kullanılıyor mu? sorusu da hafızalarda.

A.U: Kanser hastalarının ortalama yüzde kaçına radyoterapi tedavisi uygulanıyor ?
E.K.S:
Hastaların ortalama yüzde 75’i radyoterapi tedavisi alıyor. Palyasyon amacıyla da, medikal tedavi olarak alıyor. Sırf radyasyon ile kür elde edilebiliyor. Cerrahi öncesi ve sonrası uygulanabiliyor.

A.U: Peki iyi radyoterapi ne demek? Yeni teknoloji ile beraber radyoterapi ekibi de gelişiyor değil mi?
E.K.S:
Evet radyoterapide en önemli unsurlardan biri uygun ekip olması. Medikal fizikçi, radyoterapi teknikeri, hemşire ve daha birçok insan ekipte bulunuyor. Yapılan tedavinin kalitesi tüm ekip elemanlarının işlerini doğru ve yüksek kalitede yapmalarına bağlı. Ekipteki bir halkanın doğru çalışmaması radyoterapide önemli sıkıntılara sebep oluyor. Diğer sağlık profesyonelleri bu alanda da uzmanlaşıyorlar. Artık kobalt kaynakları Türkiye’de hemen hemen hiç yok. Tüm Türkiye’de Lineer Akseleratör ile tedavi yapılıyor. Bunların farklı tipleri ve firma isimleri var. Hepsinin kullanım alanları farklı. Eğitimli kişiler de bunları doğru endikasyonlarla kullanıyorlar. Mesela, Lineer Akseleratör ile 3 boyutlu konformal ve yoğunluk ayarlı radyoterapi, eğitimli radyasyon onkologlarının yaptığı radyoterapidir. Bu ekipte iyi bir medikal fizikçi, iyi tekniker, iyi bir hemşireye ihtiyaç var. Hastanın merkeze başvurması ile beraber en kısa zamanda en doğru tedavinin başlaması gerekiyor. Hastanın randevu sistemine takılmaması da gerekiyor. Tedavi sırasında kontrollerin titizlikle yapılması, doğru uygulamaların yapılması için önemli. Tedavinin yan etkilerine müdahale edilebilmesi, tedavinin etkin şekilde bitirilebilmesi için olmazsa olmazlardan. Dernek olarak işte “en yüksek kalitede radyoterapi” için mezuniyet sonrası eğitim kursları gibi pek çok etkinlik düzenliyoruz.

A.U: Bu eğitimlerden biraz bahseder misiniz?
E.K.S:
Türk Radyasyon Onkolojisi Derneği tüm radyasyon onkologlarının üyesi olduğu bir dernek. Bu önemli bir güç. Radyasyon onkologlarının sorularını çözmeye odaklı bir dernek. Radyasyon onkologlarına mezuniyet sonrası eğitim kursları vererek aylık olgu toplantıları ile hizmet odaklı pratiğe katkı sağlanıyor. Ayrıca üyelerine yurtdışı kurs ve burs imkanları sağlıyor. Ulusal kongreler ile bilgi güncellemeleri yapılırken diğer ilgili derneklerle ortak çalışmalar da yürütülüyor. Tabii klinik bir branş olan radyasyon onkologlarının farklı sorunları da mevcut.

A.U: Her meslek mensubunun sorunları oluyor tabii. Siz hangi sorunlara değinmek istersiniz?
E.K.S:
Nöbetle ilgili uygulamalar farklı. Bazı kurumlar da nöbet tutulması gerekirken, bazılarında gerekmiyor. Yataklı hasta servisinin olmaması bir sorun. Bazı ilaçları yazamıyor oluşumuz hastaya tüm yönleri ile hizmet vermemizde büyük bir engel. Çünkü Sağlık Bakanlığı radyasyon onkologlarının ancak belirli ilaçları yazmasına izin veriyor. Tedaviyi yapmamıza rağmen radyoterapi ile kullanılması gereken bazı ilaçları yazamıyor olmamız normal bir durum değil. Bu ilaçları biliyor ama yazamıyoruz. Hastayı başka bir hekime daha yönlendirmek zorunda kalıyoruz ve böylece hastanın işi uzuyor. Belirli ilaçları radyasyon onkologlarının yazabiliyor olmasının da sağlanması lazım.

A.U: Türkiye’de kaç radyasyon onkolojisi uzmanı ve eğitimine devam eden meslektaşınız bulunuyor? Burada iyileştirilmesi gereken yönler neler?
E.K.S:
Tüm Türkiye’de 650 radyasyon onkoloğu bulunuyor. Fakat bu sayıdan asistan olanı sadece 41 kişi. Daha önceki dönemde 23 asistan vardı ama sayımız maalesef gene çok az. Sağlık Bakanlığı ve YÖK yeterli asistan kadrosu açmıyor. Üyelerimizin yüzde 70 ve üstü 45 yaş üstü ve aslında yaşlı bir grubuz. Daha çok eğitim verecek elemana ihtiyacımız var. Talep ediyoruz ama karşılığı yok maalesef. Örneğin İstanbul Üniversitesi’nde 2 asistan ve 8 poliklinik var. Öğretim üyeleri var. Şu anda TUS’ta en yüksek puana sahip olan ilk 5 branş arasında radyasyon onkolojisi bulunuyor. Son 6-7 yıldır süregelen bu durumda her sene kadro talep etmemize rağmen (30 kişi) sayı artmıyor. İçimizden emekli olacaklar var. Yeni kan ve eğitim verecek asistanlara ihtiyaç var. Çünkü eskisine göre gelişen teknoloji ile tedavi planlamaları el ve zaman emeği çok daha fazla. Ayrıca multidisipliner bir branş, yan, diğer dallar ile yakın temasta ve titiz çalışma gerektiriyor. Hakkıyla işi yapmak ise ciddi bir zaman alıyor.

A.U: Bir dokunduk bin ah işittik. Peki karşınızda karar merciileri olsaydı ne söylerdiniz? Özetler misiniz?
E.K.S:
Aslında ana sorunlarımızı Sağlık Bakanlığı’na yazılı ve sözlü olarak ilettik. Bizim derneğimiz bir meslek derneği ve bir siyasi görüşü yok. Sahadaki tüm ekipler ile iletişim halindeyiz. Şöyle özetleyebilirim. Radyasyon onkolog asistan alımının artması. 2023 hedeflerindeki kaliteli onkoloji merkezi tanımına uyularak uygun radyasyon onkoloji merkezinin planlamasının yapılması. Radyasyon onkologlarının özlük haklarının tekrar düzenlenmesi. Bazı ilaçları reçeteleyebilmemizin sağlanması. Teknik donanım konusunda ulusal kararlar alınırken Radyasyon Onkolojisi Derneği’nden de görüş alınması. Bu kararlar alınırken dernekten de görevli eleman bulundurulması. Örneğin proton teknolojisi Türkiye’ye gelecek mi? Gelmeyecek mi? Bu konuda diğer yetkililerle de istişare edebilmeliyiz. Bu teknoloji gelecekse de uygun yerlerde bu teknolojinin kurulumu için birlikte karar verebilmeliyiz. Biz de alt kurullarda yer alabilmeliyiz. Radyasyon onkolojisinde SUT geri ödemelerinde Temmuz’da bir artırım oldu. Son 9 yıldan bu yana hiç artırım olmamıştı. Ama döviz krizi çıkınca gene geride kaldı. Şu anda SGK kapsamında yapılan işlerin geri ödemesinde çok ciddi sorunlar var ve radyasyon onkologlarının bu ciddi emeği SGK’dan dönmüyor. SGK’nın bu alanda iyileştirme yapmasını istiyoruz. Özellikle jinekolojik tümörlerde uygulanan brakiterapi uygulamalarının, çok el emeği ve eğitimli personel ihtiyacı olmasına rağmen geri ödemesi o kadar düşük ki. Türkiye’de kimse brakiterapi yapmak istemiyor ve brakiterapi merkezleri kapanıyor.

Sonuç olarak gerçekten daha kaliteli, en iyi teknolojiyi kullanarak bir kanser tedavisi yapabilmek ve hem hasta hem de doktor memnuniyeti sağlamak oldukça güç.