Türkiye’de diyabet yönetimi sağlık kuruluşlarının en meşgul olduğu hastalıklardan biri olarak kabul ediliyor. Diyabet toplumun çok geniş bir kısmını ilgilendirdiğinden diyabet yönetimi de sağlık alanında hizmet verilen tüm basamaklarda ele alınıyor. İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hastanesi Diyabet Polikliniği’nde 5 ayrı poliklinik odasında ve günde yaklaşık 400 hastaya hizmet veriliyor.

Diyabet, toplumun çok geniş bir kısmını ilgilendirdiği için diyabet yönetimi de sağlık alanında hizmet verilen tüm basamaklarda ele alınıyor. Koruyucu sağlık hizmetlerinden üçüncü basamak sağlık hizmetlerine kadar tüm basamakların buna dâhil olduğunu söyleyen İstanbul Medeniyet Üniversitesi Diyabet Polikliniği Sorumlusu Prof. Dr. Aytekin Oğuz, “Diyabetin önlenmesiyle ilgili Türkiye Halk Sağlığı Kurumu’nun girişimlerinin ve obeziteye yönelik çalışmaların bunun en önemli basamaklardan birini teşkil ettiğini” belirtiyor.

Prof. Dr. Aytekin Oğuz, “Sağlık sistemimizdeki aile hekimliği sistemi tüm aile hekimlerinin diyabet konusundaki birikimlerinin geliştirilmesi ve bu alanda Sağlık Bakanlığının organize eğitimleri sayesinde genel bir hizmetin ilk basamağını teşkil ediyor” diyor ve diyabet yönetimi hakkında sözlerini şöyle sürdürüyor: “İkinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerinde ise diyabet iç hastalıkları ve endokrinoloji polikliniklerinde izleniyor. Spesifik diyabet poliklinikleri bu alanda hizmet veren en uç birimler. Diyabetin genel bir sağlık sorunu olması nedeniyle bu alanlar dışında diyabet ve komplikasyonlarıyla ilgilenen tüm birimler diyabet yönetimine katılıyor. Diyabetin kalp damar komplikasyonları nedeniyle kardiyoloji, böbrek tutulumu nedeniyle nefroloji, nöropati komplikasyonları nedeniyle nöroloji, göz problemleri sebebiyle göz klinikleri diyabetle ilgileniyor. Neredeyse tüm sistemleri ilgilendiren bir hastalık olduğundan diyabet tüm hekimlik ve sağlık hizmetlerinde yönetilen bir hastalık.”

35 yaş üzeri 28.8 milyon hastada diyabet riski var

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hastanesi Diyabet Polikliniği Sorumlusu Prof. Dr. Aytekin Oğuz, Türkiye’de 18 yaş üzeri nüfusun yüzde 14’ünün diyabet hastası olduğunu söylüyor ve şöyle devam ediyor: “35 yaş üzeri nüfusun ise yüzde 20’sinin diyabeti olduğunu söyleyebiliriz. Erişkinlerin diyabeti olarak bakılacak olursa 18 yaş üstü nüfusta 7.9 milyonun yaklaşık diyabetli erişkin olduğu belirtiliyor. Diyabet adayı dediğimiz zaman prediyabet (gizli şeker) ve onun da öncesi metabolik sendrom diye bakmak gerekiyor. Türkiye’deki metabolik sendrom sıklığı 18 yaş üzerinde yüzde 35. Şu da unutulmamalıdır ki diyabet obeziteyle yakından ilgili bir hastalık ve BMI 25’in üzerindeki kişilerde diyabet riski artıyor. 30’un üzerindeki kişilerde ise daha belirgin olarak artıyor. Türkiye’deki obezite oranlarına baktığımızda 35 yaş üzeri nüfusta obez olmayanların oranının yüzde 15 olduğu düşünülürse toplumun neredeyse yüzde 80’i fazla kilolu veya obez olarak karşımıza çıkıyor. Bu da 35 yaş üzeri nüfusta yaklaşık 28.8 milyon insanın diyabet riski olduğu anlamı taşıyor.”

Obezite diyabete zemin hazırlıyor

Obezite, aslında alınan enerjiyle harcanan enerji arasındaki dengesizliğin bir sonucu. Fazla enerjinin vücuda girmesinin vücudun iki temel reaksiyonu ile karşılaştığını hatırlatan Prof. Dr. Aytekin Oğuz, “Birincisi bu fazla enerjinin ileride kullanılmak üzere depolanmasıdır. Bu fazla enerji yağ dokusunda depolanıyor. Aslında bir tasarruf mekanizması olmasına rağmen sonuç olarak biz o kişiyi obez olarak görüyoruz. Bu tasarruf edilen fazla enerji, yağ dokusu harcanmazsa giderek obezite ile karşımıza çıkıyor. Vücuttaki fazla enerjiye yönelik ikinci reaksiyon ise alınan bu fazla miktarda enerjinin hücre içerisine girip hücreye zarar vermesini engellemek adına onların hücre içine girişine karşı bir direnç mekanizması oluşturulmasına deniyor” ifadeleri ile süreci anlatırken sözlerine şöyle devam ediyor: “Enerjiyi yani şekeri hücre içine sokan hormonumuz insülin hormonudur. Fakat aşırı glukoz yükü altında kalan hücreler kendi iç sağlıklarını koruyabilmek için glukozu artık kabul etmek istemiyorlar. Bu da insülin direncinin gelişmesi demek.”

Obezite cerrahisini diyabetin tedavisi olarak görmek doğru değil

Tip 2 diyabetin genetik zemininin uygun kişilerde obezitenin oluşturduğu bir durum olduğunu anlatan Prof. Dr. Oğuz, obezitenin tedavi edilmesinin Tip 2 diyabetin de tedavi edilmesi anlamına geldiğini vurguluyor ve obezite cerrahisi hakkında bilgi veriyor: “Obezite cerrahisi diyet ve yaşam tarzı değişiklikleriyle obeziteden kurtulamayan bireylerde cerrahi yöntemlerle mide ve bağırsakta yapılan değişiklikler sonucu enerji alımının kısıtlanmasını ve dolayısıyla kilo verilmesini sağlıyor. Aslında fizyolojik olmayan bu yöntem diyabetin de kontrolünü dolaylı olarak sağlıyor. Obezite cerrahisini diyabetin tedavisi olarak görmemek, sadece kişinin kilo vermesini amaçlayan bir yöntem olarak görmek gerekiyor. Yani mecbur kalındığında ve diğer yöntemlerle sonuç alınamadığında başvurulabilecek bir yöntem.”

Diyabet hastalarında kalp krizi ve inme riski artıyor

Aynı zamanda bir damar hastalığı olan diyabetin diğer risklerine de Prof. Dr. Aytekin Oğuz şöyle dikkat çekiyor: “Diyabet büyük damarları tutarak; kalp krizine, inmeye ve periferik damar hastalıklarına yol açıyor. Ayrıca kalpte koroner arter hastalığının bir sonucu olarak kalp yetersizliğinin de bir sebebi. Diyabet hastalarında kalp krizi ve inme riski artıyor. Periferik damar hastalığı ve sinir tutulumu nedeniyle de gangren ve diyabetik ayak riski artıyor. Buna bağlı ampütasyonlar diyabette gördüğümüz komplikasyonlardan birisi. Sinirlerin tutulumu aynı zamanda küçük damarların tutulumuna yol açıyor ve yaygın diyabetik nöropati denilen sinir tutulumu oluşuyor.”