İletişim ve sağlık iletişimi alanında sektörde birçok hastane, medikal firma, gıda firması ve hekime danışmanlık vermiş, kitaplar ve makaleler yazmış olan Bersay İletişim’in Kurucusu Ali Saydam ile “Sağlık İletişimi”ni konuştuk. Ali Saydam ilişki ve iletişim yönetimi arasındaki farkı bilmediğimizi ve bütün iletişim ve ilişki süreçlerinde “vaat” ve “güven” kavramının birbirini tamamlaması gerektiğini söylüyor ve devam ediyor: “Türkiye’de maalesef sağlık iletişimi pek de iyi yapılamıyor. Sermayenin yatırıldığı, rekabet ortamının oluştuğu özel hastaneler iletişimlerini nispeten daha iyi yönetiyorlar. Zincir hastanelerin de artmasıyla sağlık iletişimi başka bir boyuta evrilmeye başladı.”

-Ayşenur Asuman Uğur

A.UĞUR: İletişim ve özellikle sağlık iletişiminde uzun yıllar sektöre hizmet verdiniz. Kitaplarınızda ve makalelerinizde konuya değindiğiniz. Uzun yılların bilgi ve tecrübesi ile Türkiye’de sağlık iletişimini değerlendirebilir misiniz?

A. SAYDAM: Türkiye’de maalesef sağlık iletişimi pek de iyi yapılamıyor. Çünkü iletişim yönetimi bir ülkenin gelişmesiyle doğru orantılı. Kapitalizm ne kadar gelişmişse, paranın hareketi ne kadar organize ise iletişim de o kadar gelişiyor. Aksi takdirde iş dönüp dolaşıp, “Hadi bizi parlatın”, haberimiz çıksın, hastanemiz açılıyor, hasta dolsun durumuna geliyor.

Sağlıkta zaten reklam yasağı var ama bu yasakların nasıl etrafından dolaşılır gibi maalesef taktik düzeyde işlerle sağlık iletişimi yapmaya çalışanlar çoğunlukta gibi.

Amerika, İngiltere ve Almanya’da sadece sağlık iletişimi yapan kuruluşlar var. Türkiye’de ise bir sağlık merkezinin iletişim ajansıysanız başka bir hastaneye hizmet veremiyorsunuz. Bu nedenle sağlık iletişimi alanında tecrübe birikimi biraz da bu yüzden zayıf. Bir türlü uzmanlık alanı olarak gelişemiyor sağlık iletişimi.

A.UĞUR: Sağlık iletişiminin daha profesyonel yapılması nasıl sağlanabilir?

A. SAYDAM: Türkiye’de stratejik iletişim daha da başarıyla yönetilmeye başlandı. Sermayenin yatırıldığı, rekabet ortamının oluştuğu özel hastaneler iletişimlerini daha iyi yönetiyorlar. Günümüzde sektöre ciddi sermaye yatırılması ve zincir hastanelerin de artmasıyla sağlık iletişimi meselesi de başka bir boyuta evrilmeye başladı.

Rekabet arttı. Bu yatırımı nasıl kazanca dönüştürebilirim düşüncesi, ciddi kontrolü doğurdu. Yatırım muhasebesi, işletme, insan kıymetleri gibi alanlarda nasıl ciddi bir süreç yönetimi söz konusuysa, iletişimde de aynı yaklaşım devreye girmek zorunda. Ciddi sermayenin yatırıldığı özel hastaneler ve medikal malzemelerin sağlık sektöründe “Business to business” denen pazarlama sektöründe çıkış olacağını düşünüyorum.

Popüler sağlık revaçta

Hem analog, hem de dijital medyada batıda “Public health” denilen, “popüler sağlık” alanlarına ilgi günümüzde giderek artıyor. Medyanın buna daha da odaklanması gerekirken, sağlık merkezlerinin de popüler sağlığa yönelik modüller geliştirmesi şart. Eğer iletişimin odağına popüler sağlığı koymazsanız, en iyi kalp cerrahları da bizde diyemezsiniz. Geniş kitleler nezdinde etkisi olan popüler sağlıktır.

A.UĞUR: Son yıllarda koruyucu sağlığa daha çok vurgu yapılıyor. Fakat bunun profesyonel anlamda iletişimi yapılmıyor. Bu bir eksiklik değil mi? Nasıl tamamlanacak?

A. SAYDAM: Çünkü para getirmiyor. Burada temel mesele, bu işe para yatıran sermaye. Bu konuları pazarlama ve iletişim alanının hissetmesi ve ona yatırım yapması gerekiyor.

En iyi cihazları alın, en iyi doktorları getirin. Ama iletişim süreçleri iyi yönetilmiyorsa olmuyor. Gömleğin ilk düğmesini yanlış iliklerseniz hepsi yanlış ilerliyor. Bütün iletişim ve ilişki süreçlerinde iki kavramın birbirini tamamlaması gerekir; “vaat” ve “güven”.

Bir marka size bir şey vaat edebilir. Fakat o vadettiğini gerçekleştirebileceğine ilişkin güven ortamını oluşturmazsa vaat hiçbir şey ifade etmeyebilir. Eğer mutluluk vaat ediyor ve “kanserojen madde” içerdiğine dair bir iddia ortaya çıkıyorsa o mutluluk vaadinin de hiçbir anlamı kalmayabiliyor.

A.UĞUR: Sağlık kuruluşları kendi içlerinde doğru iletişim stratejilerini belirlerken nelere dikkat etmeli?

A. SAYDAM: İletişim yaptığını düşündüğünüz hastanelerin kurumsal iletişimine sorun. “İlişki ve iletişim arasındaki farkı tanım bazında (tahmin bazında değil) yazar mısınız?” deyin. Herhangi birinden doğru cevap alma şansınız yok denecek kadar azdır. Çünkü “İlişki yönetimi” ve ” İletişim yönetimi” farkını bilmiyoruz. Her şeyi iletişim başlığı altında düşünmeye çalışıyoruz. Hâlbuki arada çok ciddi fark var. Hangisini nerede nasıl devreye alacağınız bilemezseniz, “devreleri”yakabilirsiniz…

Bunlardan biri mevcudu elde tutmak için hasta ilişkileri yönetimine dayanıyor. Örneğin doktor 3 ay sonra tekrar gel diyor. Ama hangi hastane beni 3 ay sonra arıyor? Ameliyat veya anjiyo oldunuz. Taburcu oldunuz. Acaba hangi hastane bir hafta sonra bir şikâyetiniz var mı diye arıyor? Yani sizi en küçük rahatsızlığında takip ediyor…

Bu ilişki yönetimi beceremezseniz, istediğiniz kadar bende en modern aletler ve en ünlü hekimler var diye “iletişim” yapın bir işe yaramayabilir.

A.UĞUR: Türkiye’de riskli ve özellikli tıbbi işlem hizmeti alırken hastaneden çok hekime bakarak karar veriyoruz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

A. SAYDAM: Avrupa’da ve de ABD’de tam tersi söz konusu. Orada hastaneler önde bizde de hekimler. “Star hekim” sistemi hâlâ iletişimin odağını oluşturuyor. Bazı hastaneler odak nokta olmayı başardı. Mesela ABD’de kapitalizm kuvvetli derecede yaşanmasına rağmen insan sağlığıyla ilgili kontroller çok kuvvetli. ABD’de bir ilaç piyasadaysa FDA buna izin verdiyse güven sıkıntısı yoktur. Algı bu şekilde oturmuş. Türkiye’de maalesef devletin izin verdiği ilaç sakat olabilir duygusu var. Devletin sağlık politikaları konusunda “Milli Sağlık Kültürü”nü yeni baştan yaşatması ve yönetmesi lazım. O zaman özel hastanelere de daha çok güvenebiliriz. Devlet denetliyor duygusu da böylece gelişecektir.

A.UĞUR: Sağlık insan gücünün başrolünde hekimler var. Fakat son yıllarda itibarları biraz düştü/düşürüldü. Onlar da tıbbi hata korkusu yaşıyorlar. Uzun nöbetler ve şiddet görme korkusu onları meslekten biraz soğutabiliyor. Cerrah olmak isteyen hekim sayımız düştü. Bu durumu nasıl gözlemliyorsunuz?

A. SAYDAM: Sağlık reformu tek bir yerden olmaz diyorum. Ülkenin sağlık eğitimine de mutlaka daha kapsamlı el atılması, bunun da iletişiminin yapılması lazım. Çıkış yolu da bu. Özel hastaneler de kamu da çok ciddi yatırımlar yapıyorlar. Ama bu paraların nereye gittiği önemli.

A.UĞUR: Ali Saydam sağlığını nasıl yönetiyor?

A. SAYDAM: Bende, şeker, yüksek tansiyon ve biraz da obezite var. Şekeri regüle edersem tansiyon da düşüyor. Ama bakıyorum da pek de düşünmeden sağlığımı harcayıvermişim. Bunun farkına ilk defa tansiyon ilacı aldığımda vardım. Son 15-20 senedir bazı sağlık sorunlarıyla uğraşıyorum. Akut bir durum yok şimdilik Allah’a şükür…